YAZARLAR

13 Nisan 2026 Pazartesi, 00:00

Jeopolitik Satranç Tahtasının Merkezi: Ankara

Bugünlerde dünyanın gözü kulağı Washington’da, Tahran’da, Tel Aviv’de, Pekin’de ya da Moskova’da olabilir. Manşetler buralardan gelen sert açıklamalarla, füze menzilleriyle veya ambargo tehditleriyle süsleniyor. Ancak büyük resme, yani o karmaşık jeopolitik satranç tahtasına yukarıdan baktığınızda, tüm bu hamlelerin kesiştiği, hatta tek bir hamleyle oyunun gidişatını değiştirebilecek o kilit kareyi görürsünüz. O karede Türkiye oturuyor.

Türkiye bugün, klasik bir taraf seçme zorunluluğunun ötesinde, her iki kampa da dengeli ama son derece disiplinli adımlarla yaklaşan bir stratejik mimari inşa ediyor. Bu, "saf tutma" değil, "denge kurma" sanatıdır. Ve tam da bu sofistike yaklaşım, Ankara’yı küresel krize dönüşme ihtimali olan Orta Doğu krizinin  gerçek belirleyicisi konumuna taşıyor.

Stratejinin kalbi coğrafyadır. Rusya’nın Karadeniz’deki deniz gücü, Ukrayna üzerinden NATO’nun güney kanadını baskılamaya çalışırken karşısında tek bir engelle karşılaşıyor: Türk Boğazları. Ankara’nın Boğazlar üzerindeki mutlak hakimiyeti ve bu yetkiyi Ukrayna krizi boyunca takdir yetkisiyle kullanması, Moskova’nın hareket kabiliyetini doğrudan sınırlayan bir faktör olmuştur.

Doğuya döndüğümüzde ise karşımızda İran var. Yüzyıllardır süregelen o meşhur rekabet ve karşılıklı bağımlılık sarmalı... Türkiye bir yandan NATO’nun ikinci büyük ordusu ve nükleer kapasiteye ev sahipliği yapan (İncirlik) bir kale, diğer yandan İran ile enerji ve ticaret damarlarıyla bağlı bir komşu. Eğer Ankara, ABD’nin İran politikalarının kendi ulusal çıkarlarına zarar verdiğine kanaat getirirse, İncirlik kartını masaya koyabilir. Bu, kapıyı kilitlemekten ziyade, operasyonel maliyeti karşı taraf için taşınamaz hale getirmektir.

Türkiye’nin bu kaotik ortamda izlediği yolu üç temel sütun üzerinde okumak mümkündür:

·         Stratejik Özerklik: Ankara, artık "blokların sadık neferi" olmakla yetinmiyor. Hem Rus gazını alıp hem Amerikan savunma sanayii ile entegre kalmak, aynı anda hem Tahran’la müzakere edip hem NATO’nun sınırlarını korumak istiyor. Bu, baskı altında ezilmeden bağımsız hareket edebilme kabiliyetidir.

·         Bölgesel Hakimiyet: Bu bir "yeni Osmanlıcılık" hayali değil, rasyonel bir güç dengesi oyunudur. Türkiye toprak peşinde değil, etki alanı peşindedir.

·         Vazgeçilmezlik Statüsü: Türkiye bu savaşı askeri olarak bitirmeyecek ya da klasik bir "arabulucu" kimliğiyle sahneye çıkmayacaktır. Ankara’nın stratejisi, masadaki her aktör için vazgeçilmez olmak durumudur.

Bugün yaşanan gerilimler elbet bir noktada müzakere masasına taşınacaktır. İşte o gün geldiğinde, tüm yolların Ankara’dan geçtiğini göreceğiz. İletişim kanalları Türkiye üzerinden işleyecek, güvenli liman Ankara olacak ve kazananların ya da kaybedenlerin el sıkıştığı adres yine burası olacaktır.

Kısacası, bu savaşın sonucu sadece cephede değil, Ankara’nın yürüttüğü bu stratejik hesaplamaların sonucunda şekillenecektir.

Türkiye, oyunun içinde bir oyuncu değil; oyunun kurallarını, oyunun merkezinden belirleyen bir regülatör durumundadır.

Sonuç ve Değerlendirme

Küresel sistemin giderek daha kırılgan ve çok kutuplu hale geldiği günümüzde, güç yalnızca askeri kapasite ya da ekonomik büyüklükle tanımlanmamaktadır. Asıl belirleyici olan; krizleri yönetebilme, taraflar arasında denge kurabilme ve kritik anlarda vazgeçilmez bir aktör olarak öne çıkabilme kabiliyetidir.

Bu çerçevede Türkiye’nin izlediği strateji, klasik ittifak siyasetinin ötesine geçen, pragmatik ve çok katmanlı bir yaklaşımı yansıtmaktadır. Ankara, aynı anda farklı güç merkezleriyle ilişki kurabilen, çatışma alanlarında denge sağlayabilen ve gerektiğinde oyunun kurallarını etkileyebilen bir konum elde etmiştir.

Önümüzdeki süreçte küresel gerilimlerin müzakere masasına taşınması kaçınılmazdır. Bu noktada Türkiye’nin rolü, yalnızca bir arabulucu olmanın ötesinde, sürecin işleyişini şekillendiren bir merkez olmaya adaydır. Ankara’nın sahip olduğu jeopolitik avantajlar, diplomatik esneklik ve stratejik akıl, onu uluslararası sistemde “denge kurucu güç” konumuna yerleştirmektedir.

Sonuç olarak Türkiye, artık yalnızca oyunda yer alan bir aktör değil; oyunun merkezinde duran ve dengeleri belirleyebilen bir regülatör olarak öne çıkmaktadır.

Saygılarımla,

Prof. Dr. Ayhan ERDEM-Köşe Yazarı                                                         
aerdem@gazeteankara.com.tr
Gazi Üniversitesi Öğretim Üyesi
Gazete Ankara DHP – 
www.gazeteankara.com.tr

 

 

 

 

YORUM YAP

Yorumu Gönder

YORUMLAR (0)