Evliliğin Faturası: Gençleri Borçlandıran Gösteriş Ekonomisi
Değerli okuyucular,
Bugün hepimizin yüzleşmesi gereken bir toplumsal yaranın üzerine basacağım. Bu yara yalnızca ekonomik değildir. İçinde gösteriş vardır, tüketim vardır, sosyal baskı vardır, statü yarışı vardır ve ne yazık ki gençlerimizin geleceğinden koparılan büyük bir pay vardır.
Soruyu açık soralım: Gençlerimiz evlenmek istemiyor mu, yoksa biz evliliği onların ulaşamayacağı kadar pahalı hâle mi getirdik?
Bir zamanlar evlilik, iki insanın birbirine güvenerek yeni bir hayat kurmasıydı. Bugün ise genç bir çiftin önüne neredeyse bir alışveriş kataloğu konuluyor: Söz, nişan, kına, düğün, salon, yemek, gelinlik, damatlık, fotoğraf, mobilya, beyaz eşya, takı... Liste uzadıkça uzuyor ve sonunda ortaya bir yuva bütçesinden çok, küçük bir şirketin yatırım planını andıran bir maliyet tablosu çıkıyor.
Milyonlarca liraya ulaşabilen bu faturanın karşısında genç ne yapacak? Kredi çekecek. Borçlanacak. Taksit yapacak. Ailesinin birikimine başvuracak ve daha evliliğinin ilk sabahında, hayat arkadaşının elini tutmadan önce borçlarının hesabını yapmak zorunda kalacak. Bunun adı evlilik ekonomisi değilse nedir?
"El âlem ne der?"
Asıl tehlike yalnızca fiyatların yükselmesi değil. Asıl tehlike, ihtiyaç ile gösteriş arasındaki sınırın ortadan kalkmasıdır.
"El âlem ne der?"
Bu cümle, toplumumuzdaki gereksiz tüketimin belki de en pahalı cümlesidir. Çünkü insanı kendi gelirinin üzerinde yaşamaya, ihtiyacından fazlasını almaya ve sahip olmadığını varmış gibi göstermeye zorlar.
Düğünler de bu psikolojik baskının en görünür sahnelerinden biri hâline gelmiştir. Salon daha büyük olmalıdır. Masa daha gösterişli olmalıdır. Gelinlik daha pahalı olmalıdır. Takı daha fazla olmalıdır. Fotoğraflar daha ihtişamlı olmalıdır.
Çünkü görünmeyen bir jüri vardır: Akrabalar, komşular, arkadaşlar ve sosyal çevre... Genç çift ise bu jürinin önünde sınava girmektedir. Peki, sınavın bedelini kim ödeyecek? Gençler!
Sosyal medya: Gösterişin yeni fabrikasıdır.
Eskiden "el âlem" birkaç sokak ötede yaşardı. Şimdi cebimizde.
Sosyal medya, başkalarının hayatlarının en parlak birkaç saniyesini bize gün boyunca gösteriyor. Kimse borcunu paylaşmıyor. Kimse kredi kartı ekstresini göstermiyor. Kimse düğün sonrasında başlayacak taksitleri fotoğraflamıyor. Herkes sonucu gösteriyor; bedeli gizliyor. Sonra gençler kendi hayatlarını bu yapay vitrinle karşılaştırıyor.
"Benim düğünüm neden böyle değil?"
İşte tüketim çarkı tam burada dönmeye başlıyor. Düğün, mutluluğun paylaşımı olmaktan çıkıp mutluluğun kanıtlanması gereken bir gösteriye dönüşüyor. Oysa mutluluğun ispatı yoktur. Mutluluk yaşanır.
Düğün biter, borç kalır!
Modern tüketim ekonomisinin acı gerçeği şudur: Tüketim birkaç saat sürer; borç yıllarca sürebilir.
Düğün biter. Müzik susar. Salon boşalır. Fotoğraflar paylaşılır. Fakat ertesi günler hayat devam eder. Kredi taksitleri gelir. Mobilya borcu gelir. Beyaz eşya taksiti gelir. Kredi kartı ekstresi gelir ve genç çift daha evliliğinin başlangıcında ekonomik bir kuşatmanın içine girer. Sonra biz dönüp gençlere sorarız: "Neden gelecekten endişelisiniz?" Çünkü onların geleceğinden bir bölümünü daha başlamadan tüketmiş olabiliriz.
Ailelerin birikimi de düğün ekonomisine kurban ediliyor
Bu tablo yalnızca gençleri ilgilendirmiyor. Anne ve babaları da içine çekiyor. Yıllarca biriktirilmiş altınlar bozduruluyor. Tasarruflar harcanıyor. Bazen araç satılıyor. Bazen emeklilik için ayrılan para kullanılıyor. Çocuk yuva kursun diye anne-baba kendi ekonomik güvenliğinden vazgeçiyor.
Burada artık şu soruyu sormak zorundayız: Bir kuşağın evlilik masrafını diğer kuşağın hayat birikimiyle karşılamak ne kadar sürdürülebilir?
Eğer genç bir çift kendi emeğiyle yuva kurmak yerine anne-babasının yıllarca biriktirdiği servete ihtiyaç duyuyorsa, mesele yalnızca gençlerin gelir düzeyi değildir. Mesele, evlilik anlayışımızın kendisidir.
Takı geleceğin güvencesi mi, geçmişin borcu mu?
Bir başka çelişki de burada ortaya çıkıyor. Geleneksel olarak genç çifte destek olmak amacıyla verilen altın ve paralar, artık çoğu zaman düğün için yapılan harcamaların kapatılmasında kullanılıyor. Yani geleceğe sermaye olması gereken kaynak, geçmişin borcunu kapatıyor.
Önce harcıyoruz. Sonra takılarla açığı kapatıyoruz. Bu, ekonomik açıdan düşündürücü bir döngüdür. Geleceği kurmak için verilen destek, geçmişte yapılan gösterişin faturasını ödüyor.
Mesele yalnızca ekonomi değil, demografi
Burada çok daha büyük bir tehlike var. Gençler; "Önce işimi düzene sokayım." "Önce borçlarımı bitireyim." "Önce ev alayım." "Sonra evlenirim." diyor.
Fakat hayat, ekonomik takvim kadar sabırlı değil. Evlilik erteleniyor. Çocuk sahibi olma erteleniyor. Aile kurma yaşı yükseliyor ve bireysel bir ekonomik karar, zamanla toplumsal ve demografik bir probleme dönüşüyor. Dolayısıyla bugün düğün masraflarını konuşurken aslında Türkiye'nin geleceğini konuşuyoruz.
Artık düğün kültürümüzü sorgulamalıyız!
Çözüm, gençlere daha fazla kredi vermek değildir. Çünkü gençleri daha fazla borçlandırarak evlendirmek, problemi çözmez. Sadece problemi geleceğe erteler.
İhtiyacımız olan şey bir zihniyet değişikliğidir. Daha büyük düğünler değil, daha sağlam yuvalar. Daha fazla tüketim değil, daha az borç. Daha fazla gösteriş değil, daha fazla huzur.
"Millet ne der?" değil, "Çocuklarımızın geleceği ne olacak?" sorusunu sormalıyız. Bir toplumun gelişmişliği, düğün salonlarının ihtişamıyla ölçülmez. Gençlerinin ne kadar güvenli, özgür ve umutlu bir gelecek kurabildiğiyle ölçülür.
Artık gençlere "Neden evlenmiyorsunuz?" diye kızmadan önce kendimize bakmalıyız. Onların önüne nasıl bir hayat koyduğumuzu düşünmeliyiz.
Bir gecelik gösteriş için yıllarca borçlandırıyorsak... Başkalarının beğenisi uğruna ailelerin birikimlerini tüketiyorsak... Sosyal medyanın sahte ihtişamını gerçek hayat standardı hâline getiriyorsak... Sonra da gençlerden huzurlu bir hayat bekliyorsak... Sorun gençlerde değildir. Sorun, gençlerin önüne koyduğumuz hayat modelindedir.
Artık "Düğününüz ne kadara mal oldu?" diye sormak yerine: "Nasıl bir hayat kurdunuz?" diye sormalıyız. Çünkü gerçek zenginlik; salonun büyüklüğü, takının miktarı veya mobilyanın markası değildir. Gerçek zenginlik, iki insanın borç altında ezilmeden, başkalarının beklentilerine mahkûm olmadan ve geleceğinden vazgeçmeden bir yuva kurabilmesidir.
Unutmayalım! Düğün bir gün sürer. Borç yıllarca sürer. Ama sağlam bir yuva, bir ömür sürer. Öyleyse gençlerimize bir gecelik gösteriş değil, bir ömürlük gelecek bırakalım. Çünkü bir toplumun gerçek serveti, düğünlerde ne kadar para harcadığı değil; gençlerinin geleceğe ne kadar umutla bakabildiğidir.
Sonuç ve Değerlendirme
Evlilik, bir gecelik gösteri değil, bir ömürlük ortaklıktır. Ancak bugün gençlerimizin önüne konulan ekonomik ve sosyal beklentiler, yuva kurmayı bir mutluluk başlangıcından çıkarıp ağır bir borçlanma sürecine dönüştürebilmektedir.
Asıl sorgulamamız gereken gençlerin neden evlenmediği değil, evliliği neden bu kadar pahalı ve gösterişli hâle getirdiğimizdir. "El âlem ne der?" anlayışı, sosyal medya üzerinden yayılan tüketim baskısı ve aileler arasındaki görünmez statü yarışı, gençleri kendi imkânlarının üzerinde yaşamaya zorlamaktadır.
Bu nedenle çözüm daha fazla kredi, daha büyük düğün veya daha fazla tüketim değildir. Çözüm, evlilik kültürümüzü yeniden düşünmekten geçmektedir. Gösterişin yerine sadeliği, borcun yerine imkânlarımız ölçüsünde yaşamayı, başkalarının beklentilerinin yerine gençlerin geleceğini koymalıyız.
Çünkü bir toplumun gerçek zenginliği, düğünlerde harcanan parayla değil; gençlerinin borç altında ezilmeden, umutla ve huzurla bir gelecek kurabilmesiyle ölçülür.
Saygılarımla,
Prof. Dr. Ayhan ERDEM
Gazi Üniversitesi Öğretim Üyesi
aerdem@gazeteankara.com.tr
Gazete Ankara DHP-Köşe Yazarı
“Türkiye’nin kalbi Ankara’nın sesi”
YORUM YAP