YAZARLAR

29 Eylül 2026 Salı, 00:00

Ankara’nın Saklı Hafızası Tulumtaş Mağarası: Tarihin Konuştuğu Yer

Bazen bir yere gitmek, yalnızca bir yeri görmek değildir. Bazen toprağın altına doğru birkaç adım atarken milyonlarca yıllık bir geçmişin içine yürür, insanlığın henüz var olmadığı mitolojik zamanlara dokunursunuz. Ankara'nın Gölbaşı İlçesine bağlı Tulumtaş Köyü'nde bulunan Tulumtaş Mağarası işte böyle bir yerdir. 

Ankara'nınGazete Ankara yazarları ile çok sayıda seçkin davetlinin katılımıyla gerçekleştirdiğimiz bu ziyaret, bizim için yalnızca bir köyü, bir mağarayı ya da bir doğal güzelliği görmekten ibaret değildi. Asıl amacımız; Ankara’nın şehir merkezinin yoğun gündemi arasında zaman zaman gözden kaçan değerlerini yerinde görmek, bu değerlerin taşıdığı tarihî, kültürel ve doğal anlamı yeniden düşünmek ve o coğrafyanın insanlarıyla gönül köprüleri kurmaktı.

Çünkü bir şehri tanımak, yalnızca caddelerini, meydanlarını ve tarihî yapılarını bilmekle mümkün değildir. Bir şehrin gerçek ruhu; köylerinde, yaylalarında, mağaralarında, bitki örtüsünde, geleneklerinde ve o topraklarda yaşayan insanların hafızasında saklıdır. Ankara da yalnızca bir başkent değil; tarih, kültür, tabiat ve insan hikâyelerinin iç içe geçtiği büyük bir medeniyet coğrafyasıdır.

İşte bu anlayışla gerçekleştirdiğimiz ziyaretimizde; akademisyenlerden eğitimcilere, tarihçilerden hukukçulara, yazarlardan gazetecilere, fotoğraf sanatçılarından kamu görevlilerine ve kültür-tabiat araştırmacılarına kadar farklı alanlardan değerli isimler aynı düşünce etrafında buluştu.

Ziyaretimize; Dr. Oğuz Poyrazoğlu, Gazete Ankara Genel Yayın Koordinatörü ve Gazi Üniversitesi Teknoloji Fakültesi Öğretim Üyesi olarak; Prof. Dr. Refik Turan, Türk tarihçiliğinin önemli isimlerinden, Türk Tarih Kurumu eski Başkanı ve Gazi Üniversitesi emekli öğretim üyesi olarak; Prof. Dr. Ahmet Mahiroğlu, Gazi Üniversitesi emekli öğretim üyesi olarak; Prof. Dr. Güray Kırpık, Türk Tarih Kurumu eski Başkan Yardımcısı ve Gazi Üniversitesi Öğretim Üyesi olarak katıldı.

Bu anlamlı buluşmada biz de Prof. Dr. Ayhan Erdem, Gazi Üniversitesi Teknoloji Fakültesi Bilgisayar Mühendisliği Bölüm Başkanı ve Gazete Ankara yazarı olarak yer aldık. Dr. Ahmet Cebeci, Gazi Üniversitesi Eğitim Fakültesi Tarih Bölümü emekli öğretim üyesi; Prof. Dr. H. Mehmet Şahin, Gazi Üniversitesi Teknoloji Fakültesi Enerji Sistemleri Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi ve Gazete Ankara yazarı; Dr. Necati Yalçın, emekli albay ve Gazete Ankara yazarı; Murat Ertan, eğitim bilimleri ve davranış bilimleri uzmanı, yazar, iletişim danışmanı ve Gazete Ankara yazarı; Ömer Yürekli, Sağlık Bakanlığı Başmüfettişi ve Gazete Ankara yazarı; Durdu Güneş, hukukçu, şair, köşe ve mizah yazarı ve Gazete Ankara yazarı olarak ziyaretimize değer kattılar.

Başkent Gazetesi’nden Cemil Cahit Saraçoğlu da güçlü ekonomi-politik birikimi, usta gazeteciliği ve özgün kalemiyle Ankara basınında gündeme ışık tutan deneyimli bir gazeteci olarak programa katkı sağlayan isimler arasında yer aldı.

Bu yolculuğun bir başka önemli boyutunu ise fotoğraf ve görsel hafıza oluşturdu. Hülya D. Tatlı (ENFOD – Engelsiz Fotoğraf Derneği), Zeynep Turan ve Necip Evlice, objektifleriyle ziyaretimizin yalnızca anlık görüntülerini değil, geleceğe aktarılacak görsel hafızasını da kayıt altına aldılar.

Ankara’nın kültürel mirasına yıllardır önemli katkılar sunan Şevket Bülent Yahnici, AKK Ankara Kalesi Çalışmaları Meclisi Yönetim Kurulu Başkanı olarak buluşmamıza ayrı bir anlam kattı.

Buluşmanın doğa ve botanik boyutunu ise iki kıymetli isim daha da zenginleştirdi: Prof. Dr. Mecit Vural ve Hulusi Gürpınar.

Türkiye botanik biliminin duayen isimlerinden, Gazi Üniversitesi Biyoloji Bölümü emekli öğretim üyesi Prof. Dr. Mecit Vural, yarım asrı aşan akademik birikimiyle Türkiye ve özellikle Ankara florasının araştırılması ve tanınmasına önemli katkılar sundu. Endemik bitki türleri üzerine gerçekleştirdiği saha ve bilimsel çalışmalar, Anadolu’nun zengin bitki varlığının belgelenmesine değerli katkılar sağladı. Ankara’nın simge bitkilerinden Sevgi Çiçeği (Centaurea tchihatcheffii) üzerine yaptığı çalışmalar da kentin doğal mirasının bilimsel açıdan anlaşılmasına katkı sağlayan önemli çalışmalar arasında yer aldı.

Hulusi Gürpınar ise doğal değerlerin korunması ve topluma tanıtılması konusunda yıllardır gösterdiği özverili çalışmalarla öne çıkan bir isimdir. Özellikle Gölbaşı’nın simge değerlerinden Sevgi Çiçeği’nin korunması ve tanıtılması için yürüttüğü çalışmalar, bu nadide türün Ankara’nın doğal ve kültürel hafızasında daha güçlü biçimde yer almasına katkı sağlamıştır. Kendisine toplum tarafından verilen “Sevgi Çiçeği’nin Babası” ifadesi de bu gönüllü emeğe gösterilen vefanın anlamlı bir yansımasıdır.

Prof. Dr. Mecit Vural’ın bilimsel ve akademik birikimi ile Hulusi Gürpınar’ın saha, koruma ve toplumsal farkındalık alanındaki emeği, Ankara’nın doğal mirasına iki farklı pencereden bakmamızı sağladı. Bir tarafta bilimin ortaya koyduğu değer, diğer tarafta o değeri yaşatmaya çalışan gönüllü bir çaba vardı. Bu iki yaklaşımın aynı buluşmada yan yana gelmesi, doğa mirasının korunmasının yalnızca bilim insanlarının değil, toplumun bütün kesimlerinin ortak sorumluluğu olduğunu bir kez daha hatırlattı.

Bu anlamlı buluşmada bizleri yalnız bırakmayan isimler de ziyaretimizin anlam ve değerini daha da artırdı. Altındağ Solfasol Köyü ve Hacı Bayram Veli Hazretlerini Sevenler Derneği Başkan Yardımcısı Nurettin Erol ile İstişare Kurulu Üyesi Halil İbrahim Varol, gönül ve kültür coğrafyamızın bu özel buluşmasına samimiyetleriyle katkı sundular. Millî Eğitim Bakanlığı bünyesinde görev yapan öğretmenlerimizin yanı sıra Ankara’nın kültür, sanat, tarih ve sosyal hayatına emek veren birbirinden kıymetli isimlerin aynı çatı altında buluşması, ziyaretimizi sıradan bir gezinin çok ötesine taşıdı.

Bu güzel birlikteliğe Durmuş Dönmez, Mehmet Özbey, Gürhan Yücel, Erol Ceylan, Ahmet Türk, Hayri Atayakulol, Beypazarlılar Derneği’nden Yakup Yaman, Beypazarlılar Vakfından Mustafa Altınay, Başkent Bürokratlar Derneği’nden Ayhan Ertürk, Murat Conku, tarihçi Prof. Dr. M. Akif Tural, emekli Albay Mustafa Koç, Ankara Turist Rehberleri Odası Başkanı Birsen Bucan, iş insanı Hasan Fidantek, GİSADER yönetiminden Altınak Dilaverler ve Gölbaşı Belediye Başkanı Yakup Odabaşı da katıldı.

Her biri kendi alanında Ankara’ya değer katan bu seçkin isimlerin aynı kahvaltıda, aynı sohbet halkasında ve aynı kültürel duyarlılık etrafında buluşması, bize bir kez daha gösterdi ki; şehirleri yalnızca binalar, yollar ve meydanlar değil, o şehrin hafızasını taşıyan insanlar yaşatır. Ankara’yı Ankara yapan da işte bu ortak aidiyet, vefa ve kültür bilincidir.

Bu nedenle Tulumtaş’ta gerçekleştirdiğimiz buluşmayı yalnızca bir mağara ziyareti olarak değil; Ankara’nın tarihine, tabiatına, insanına ve kültürel mirasına birlikte dokunan anlamlı bir gönül buluşması olarak değerlendirmek gerekir. Çünkü bazen bir köy yolu, bir mağara, bir sofra ve samimi bir sohbet; bir şehrin unutulmaya yüz tutmuş değerlerini yeniden hatırlamak için yeterlidir.

Bütün bu farklı mesleklerden, farklı disiplinlerden ve farklı hayat tecrübelerinden insanları aynı yolculukta buluşturan ortak düşünce ise oldukça açıktı:

Ankara, yalnızca yaşayan bir başkent değil; keşfedilmeyi, anlaşılmayı ve korunmayı bekleyen büyük bir tarih, kültür, tabiat ve insanlık hazinesidir.

Bizler bu ziyaretle yalnızca gördüklerimizi fotoğraflamak, bir geziyi hatıra olarak kaydetmek ya da güzel bir gün geçirmek istemedik. Ankara’nın kırsalında, köylerinde, mağaralarında ve doğal alanlarında saklı bulunan değerlerin daha geniş kitlelere tanıtılmasına, bu değerler konusunda toplumsal farkındalığın güçlenmesine küçük de olsa bir katkı sunmayı amaçladık.

Çünkü kültürel ve doğal miras, yalnızca geçmişten bize kalan bir emanet değildir. Aynı zamanda geleceğe karşı taşıdığımız bir sorumluluktur.

Bir şehri sevmek, onun yalnızca görünen yüzünü sevmek değildir. Görünmeyeni aramak, unutulanı hatırlamak, kıymeti bilinmeyeni fark etmek ve korunması gerekeni gelecek kuşaklara taşıyabilmektir.

Ve biliyoruz ki: Bir değeri korumanın ilk şartı onu fark etmektir. Fark etmenin ilk şartı ise onu yerinde görmek, anlamak ve onunla gönül bağı kurmaktır.

Gerçekleştirdiğimiz bu ziyaret, işte bu anlayışın güzel bir örneği olarak hafızalarımızda yerini aldı. Ankara’nın merkezinden biraz uzaklaştığımızda karşımıza çıkan her köyün, her kayanın, her mağaranın, her bitkinin ve her insan hikâyesinin aslında bu büyük şehrin kimliğinin bir parçası olduğunu bir kez daha gördük. Belki de asıl mesele, Ankara’yı gezmek değil; Ankara’yı yeniden keşfetmektir

Bu ziyaret, işte bu anlayışın güzel bir örneği olarak hafızalarımızda yerini aldı.

Bu vesileyle Gölbaşı’nın Tulumtaş Köyü’ne ve Tulumtaş Mağarası’na gerçekleştirdiğimiz ziyaret, daha ilk dakikalardan itibaren bizlere farklı bir duygu yaşattı. Tulumtaş Mahallesi Muhtarı Kazım Koç Bey’in sıcak, samimi ve gönülden karşılaması, ziyaretimizin atmosferini bir anda değiştirdi. Çünkü bazı karşılamalar vardır; yalnızca bir misafiri ağırlamaz, insanlar arasında görünmez bir gönül bağı kurar.

Tulumtaş’ta gördüğümüz misafirperverlik, bize bir kez daha şunu düşündürdü: Bir şehri tanımak, yalnızca onun tarihî yapılarını, doğal güzelliklerini veya turistik mekânlarını görmekle mümkün değildir. Bir şehri bir yerleşim alanını gerçekten tanımak, o şehrin insanına dokunmakla, onun değerlerini anlamakla ve yaşatmaya çalıştığı kültürel mirası paylaşmakla mümkündür…

Ziyaret programının hazırlanması ve gerçekleştirilmesinde ise Ankara sevdalısı, Gazete Ankara köşe yazarlarından, eğitimci-yazar ve emekli Albay Dr. Necati Yalçın ile Ankaralılar ve Ankara’yı Tanıtma Vakfı Başkanı, geçmiş dönem Kazan Belediye Başkanı, Veteriner Hekim Sayın Seyfettin Aslan önemli katkılar sundular. Her iki değerli ismin Ankara’ya duydukları sevgi, birikim ve özverili çalışmaları, bu anlamlı buluşmanın daha kapsamlı ve nitelikli bir içerik kazanmasına önemli ölçüde katkı sağladı.

Gezi programının moderatörlüğünü de yapan ve program boyunca adeta bir kent tarihçisi titizliğiyle rehberlik eden Dr. Necati Yalçın Hocamız, sadece akıcı ve büyüleyici moderatörlüğüyle değil, Tulumtaş Mağarası’nın bilinmeyen yönlerine ışık tutan engin bilgisiyle de tüm katılımcıları hayran bıraktı.

Özellikle mağaranın toplumsal hafızada ve geolojik tarihte pek bilinmeyen şu kritik detaylarını detaylandırarak sunumu zenginleştirdi:

  • Yaklaşık 5 Milyon Yıllık Canlı Tarih: Mağaranın oluşumunun günümüzden milyonlarca yıl öncesine dayandığı, sarkıt ve dikitlerin hâlâ dinamik bir biçimde büyümeye ve biçimlenmeye devam eden "canlı" birer doğal anıt niteliğinde olduğu,
  • Tesadüften Müze Mağaraya: 1992 yılında çevre yolu inşaatı sırasındaki patlatmalar esnasında tamamen tesadüfen keşfedildiği ve ilk etapta hak ettiği değeri göremeyerek korumasız kaldığı,
  • Ankara'nın "Biyolojik ve Jeolojik Kasası": Mağara içerisindeki mikroorganizma florasının ve nem dengesinin, Başkentin jeolojik geçmişine dair eşsiz biyolojik izler taşıdığı,
  • Dünya Mirası Potansiyeli: Sadece Gölbaşı’nın değil, İç Anadolu’nun en önemli speleolojik (mağara bilimi) değerlerinden biri olarak Ankara kent kimliği için taşıdığı stratejik turizm potansiyeli...

Dr. Necati Yalçın Hocamızın derin birikimi, askeri disiplinden gelen beyefendiliği ve kente olan tutkusu sayesinde gezimiz, kuru bir ziyaretin ötesine geçerek unutulmaz bir kent tarihi dersine ve kültür şölenine dönüştü.

Program kapsamında duygularını dile getiren Ankaralılar Vakfı Başkanı Dr. Seyfettin Aslan mesajında şu ifadelere yer verdi: "Ankaralılar Vakfı olarak Tulumtaş Mağarası'nın tanıtılması amacıyla akademisyenlerimiz, dernek başkanlarımız ve konuya ilgi duyan hazırunla güzel bir kahvaltıda bir araya geldik. Ardından Tulumtaş Mağarası'nı ziyaret ettik. Bu mağaranın tanıtılması, Ankara’mız için elbette büyük bir önem taşımaktadır."

Ev sahibi Tulumtaş Mahallesi Muhtarı Kazım Koç ise buluşmaya dair mesajında memnuniyetini şu sözlerle paylaştı:  "Tulumtaş’ımızın ve değerlerimizin tanıtılması için çalışmalarımız aralıksız devam ediyor. Ankara Üniversitesi ve Gazi Üniversitesi'nden kıymetli hocalarımız, Ankaralılar Vakfımız ve Gölbaşı Belediye Başkanımız ile kahvaltı programında bir araya geldik. Nazik katılımları ve güzel sohbetleri için kendilerine teşekkür ediyorum." 

Bu tür buluşmaları yalnızca bir ziyaret olarak değerlendirmemek gerekir. Bunlar aynı zamanda Ankara’nın farklı noktaları arasında gönül köprüleri kurmanın, kültüre hafızayı diri tutmanın ve sahip olduğumuz değerleri gelecek kuşaklara aktarmanın önemli vesileleridir.

Tulumtaş Mağarası’nın doğal güzelliği elbette başlı başına değerlidir. Ancak bizim için bu ziyaretin asıl anlamı, mağaranın doğal dokusuyla köyün insanî dokusunun aynı atmosferde buluşmasıdır. Bir tarafta binlerce yıllık tabiatın sessizliği, diğer tarafta Anadolu insanının kadim misafirperverliği… İşte Ankara’yı Ankara yapan da biraz budur.

Bu vesileyle ziyaretimizin gerçekleşmesinde çok fazla emeği bulunan Gazete Ankara köşe yazarımız Dr. Necati Yalçın Hocamıza, bizleri büyük bir samimiyetle karşılayan Tulumtaş Köyü Muhtarımız Sayın Kazım Koç’a, programın düzenlenmesinde katkı sunan Sayın Seyfettin Aslan’a ve emeği geçen herkese teşekkür ediyoruz.

Çünkü inanıyoruz ki kültürel miras, yalnızca korunarak değil; tanınarak, paylaşarak ve gelecek nesillere aktararak yaşatılır. Tulumtaş ziyaretimiz de bu anlayışın küçük fakat anlamlı bir örneği olarak hafızalarımızda yerini aldı.

Çünkü Ankara yalnızca Anıtkabir’den, Kocatepe’den, Hacı Bayram’dan, müzelerden ve tarihî yapılardan ibaret değildir. Ankara’nın altında da anlatılmayı bekleyen büyük bir hikâye vardır. Bu hikâyenin adı bugün Tulumtaş Mağarası’dır.



Bir Yol Çalışması, Milyonlarca Yıllık Bir Hafızayı Ortaya Çıkardı

Tulumtaş Mağarası’nın hikâyesindeki en ilginç ayrıntılardan biri, insan eliyle aranarak bulunmamış olmasıdır.

Mağara, 1992 yılında Ankara Çevre Yolu inşaatı sırasında, taş ocağında gerçekleştirilen patlatma çalışmaları sonucunda tesadüfen ortaya çıkmıştır.

Başka bir ifadeyle insanlar yol yapmak için toprağa müdahale ederken, toprak da insanlara milyonlarca yıllık geçmişinden bir pencere açmıştır.

Bu durum bize önemli bir gerçeği hatırlatıyor: Bazen keşfetmek için uzaklara gitmek gerekmez. Yaşadığımız şehrin hemen yanı başında, hatta ayaklarımızın altında bile keşfedilmeyi bekleyen bambaşka dünyalar vardır.

Tulumtaş Mağarası da uzun yıllar Ankara’nın doğal hazinelerinden biri olarak sessizce varlığını sürdürmüş, daha sonra yapılan çalışmalarla ziyaret edilebilir hâle getirilmiştir.

Bugün mağara, Gölbaşı’nın önemli doğal alanlarından biri olarak Ankara’nın turizm ve kültür haritasındaki yerini giderek güçlendirmektedir.



150 Milyon Yıllık Bir Kayaç, Milyonlarca Yıllık Bir Hikâye

Tulumtaş Mağarası’nı yalnızca sadece “bir mağara” olarak görmek büyük bir eksiklik olur. Çünkü burası aynı zamanda jeolojik bir zaman kapsülüdür.

Mağaranın içerisinde bulunduğu kalker kayaçların yaklaşık 150 milyon yıl öncesine, Jura Dönemi’ne kadar uzanan bir geçmişe sahip olduğu belirtilmektedir.

150 milyon yıl…  İnsan ömrüyle karşılaştırıldığında kavranması neredeyse imkânsız bir zaman dilimi.

Bugün birkaç dakikada yürüdüğümüz mağara koridorları oluşurken ne Ankara vardı, ne bugünkü Anadolu coğrafyası bugünkü şeklindeydi ne de insanlık tarih sahnesine çıkmıştı.

Dinozorların yaşadığı çağlardan söz ediyoruz. Dolayısıyla Tulumtaş Mağarası’na girdiğimizde yalnızca bir kaya boşluğuna girmiyoruz. Jeolojik zamanın içine giriyoruz.

Tulumtaş’ın asıl değeri de burada ortaya çıkıyor. Onu önemli kılan yalnızca estetik görünümü değil; üzerinde taşıdığı jeolojik hafızadır.



Belki De En Büyük Sürpriz: Jelojik Geçmişin İzleri

Tulumtaş Mağarası hakkında aktarılan jeolojik veriler içerisinde dikkat çeken konulardan biri, mağaradan alınan örneklerde krom, nikel ve kobalt gibi elementlerin yüksek oranlarda bulunmasıdır. Bu tür veriler, bölgenin çok daha eski jeolojik süreçlerini ve kayaçların oluşum koşullarını anlamada bilim insanlarına önemli ipuçları sağlayabilir.

Ancak burada bilimsel düşüncenin önemli bir ilkesini hatırlamak gerekir: Bilimin söylediğinden fazlasını söylememek. Bu nedenle “Ankara’nın altında okyanus vardı” gibi kesin ve sansasyonel bir hüküm olabilir ancak, mevcut verilerin işaret ettiği jeolojik geçmişi de dikkatle değerlendirmek gerekir.

Anadolu coğrafyası milyonlarca yıl boyunca farklı jeolojik süreçlerin yaşandığı son derece hareketli bir bölgedir. Dağlar yükselmiş, denizler çekilmiş, havzalar oluşmuş, kayaçlar yer değiştirmiş; su ve diğer doğal süreçler kayaçların içerisine sızarak bugün gördüğümüz mağara sistemlerinin oluşmasına katkıda bulunmuştur. Tulumtaş Mağarası da bu büyük jeolojik hikâyenin Ankara’daki sessiz tanıklarından biridir.



Mağaranın Görünmez Mimarı: Su ve Zaman

Tulumtaş Mağarası’nın oluşumunu anlamak için iki kelimeyi özellikle hatırlamak gerekir: Su ve zaman. Burada sözünü ettiğimiz su, bir selin veya nehrin gücü değildir. Milyonlarca yıl boyunca kayaçların çatlaklarından süzülen, bazen bir damla kadar küçük miktarlarda ilerleyen yeraltı sularıdır. Karbon dioksit bakımından zenginleşen yağmur ve yeraltı suları, kalker içerisindeki kalsiyum karbonatla (CaCO₃) kimyasal tepkimelere girerek kayaçları çok yavaş biçimde çözmeye başlar. Bir damla… Sonra bir başka damla… Bir yıl… Bin yıl… Yüz bin yıl… Milyonlarca yıl… İnsan için küçücük görünen bu süreçler, jeolojik zaman içerisinde büyük boşluklar oluşturabilir. İşte mağaraların gerçek mimarı budur: Su, kaya ve zaman. İnsanın yaptığı yapılar birkaç on yılda, birkaç yüzyılda veya birkaç bin yılda değişebilir. Doğanın yaptığı bazı yapılar ise milyonlarca yıl boyunca sessizce oluşur.

Sarkıtlar, Dikitler Ve Sütunlar: Suyun Taşa Yazdığı Şiir

Tulumtaş Mağarası’na girildiğinde ziyaretçiyi etkileyen en önemli unsurlardan biri, mağaranın içerisindeki sarkıt, dikit ve damlataşı oluşumlarıdır.  Tavandan süzülen su damlacıkları, taşıdıkları mineralleri mağaranın tavanında bırakır. Yıllar… Yüzyıllar… Binlerce yıl… Damlalar aynı noktaya düşmeye devam eder. Böylece tavanda aşağıya doğru büyüyen sarkıtlar oluşur.

Aynı su damlacıkları zemine ulaştığında minerallerini burada biriktirir ve yukarı doğru büyüyen dikitler meydana gelir. Zaman içerisinde sarkıt ve dikitler birbirine yaklaşır. Sonunda birleşirler ve ortaya sütunlar çıkar. Bu oluşumlar bize doğanın sanat anlayışının insan sanatından ne kadar farklı olduğunu gösterir.

İnsan bir heykeli birkaç yılda yapabilir. Doğa ise aynı eseri binlerce, hatta milyonlarca yılda oluşturur. Doğanın sanatında acele yoktur.

Belki de Tulumtaş Mağarası’nın insana vereceği en önemli derslerden biri budur: Bazı güzelliklerin oluşması için yalnızca emek değil, sabır da gerekir.

Fosil Mağara: Oluşum Tamamlandı, Hikâye Bitmedi

Tulumtaş Mağarası, jeolojik açıdan büyük ölçüde şekillenme sürecini tamamlamış fosil mağara niteliğinde değerlendirilmektedir.

Ancak “fosil” kelimesi burada mağaranın tamamen ölü olduğu anlamına gelmez. Mağara içerisinde nem, su sızıntısı ve damlama süreçleri devam ettiği ölçüde mikro düzeyde mineral çökelmeleri de sürebilir.

Yani mağara, milyonlarca yıllık bir geçmişin ürünü olmakla birlikte hâlâ doğanın çok yavaş işleyen süreçlerinin izlerini taşımaktadır.

Bu açıdan Tulumtaş Mağarası, geçmiş ile bugün arasında kurulmuş doğal bir köprüdür. Geçmiş burada bitmemiştir; yalnızca çok yavaş konuşmaktadır.

Mağaranın İçinde Zaman Başka Akıyor

Tulumtaş Mağarası’na girildiğinde ilk hissedilen şeylerden biri serinliktir. Dışarıda Ankara’nın sonbahar havası hüküm sürerken mağaranın içerisinde bambaşka bir atmosfer vardır. Bu nedenle özellikle yaz aylarında yanınızda hafif bir hırka veya ceket bulundurmanız yararlı olacaktır.

Mağara içerisinde oluşturulan yürüyüş yolları, köprüler ve aydınlatma sistemi ziyaretin daha güvenli ve konforlu yapılmasına imkân sağlamaktadır.

Henüz mağaranın bütün bölümleri ziyaretçilere açılmış değildir. Fakat ziyarete açık bölüm bile mağaranın doğal yapısını anlamak ve bu jeolojik güzelliği görmek açısından oldukça etkileyicidir.

İçeride geçirilen süre kişiden kişiye değişmekle birlikte, gezi parkuru yaklaşık 10 dakika sürmekte; mağara ve çevresindeki toplam ziyaret süresi ise daha uzun olabilmektedir.

Ankara’da Şehrin Gürültüsünden Kaçmak İsteyenlere

Tulumtaş Mağarası’nın önemli avantajlarından biri Ankara’ya çok uzak olmamasıdır.  Gölbaşı, Hacılar bölgesinde, Hacılar Bulvarı No:673 adresinde bulunan mağaraya özel araçla ve navigasyon kullanılarak ulaşmak mümkündür. Bu yakınlık Tulumtaş’ı Ankara için önemli bir hafta sonu destinasyonu hâline getirebilecek avantajlardan biridir. Çünkü modern insanın en büyük problemlerinden biri belki de şudur: Şehrin içinde yaşarken doğadan uzaklaşmak.

Alışveriş merkezleri, kafeler, restoranlar ve betonlaşmış yaşam alanları arasında zaman geçiren insan, zaman zaman doğanın sessizliğine ihtiyaç duyar.

Tulumtaş Mağarası bu ihtiyaca farklı bir cevap verir. Burada yüksek sesli müzik yoktur.  Reklam panoları yoktur. Burada kahvenizi veya çayınızı zevkle yudumlayacağınız kafe, günün anısına hediyelikler alabileceğiniz sevimli bir dükkan ve zorunlu ihtiyaçlarınız karşılayabileceğiniz tesisler vardır. Betonun hâkimiyetinden uzaklaşıp milyonlarca yıllık kayaçların arasında yürürsünüz. Ve bir süre sonra insan ister istemez şunu düşünmeye başlar: Bizim birkaç saat olarak gördüğümüz zaman, doğa için yalnızca bir andır.

Mağara Sadece Mağara Değil: Bir Eğitim Alanı

Tulumtaş Mağarası’nın turistik değeri kadar eğitim değeri de önemlidir. Özellikle öğrenciler açısından burası adeta yaşayan bir jeoloji laboratuvarı olarak değerlendirilebilir. Ders kitaplarında okunan; kalker, karstlaşma, kimyasal çözünme, yeraltı suları, kalsiyum karbonat, sarkıt, dikit, sütun, damlataşı  gibi kavramların önemli bir bölümü burada doğrudan gözlemlenebilir. Bu nedenle Tulumtaş Mağarası yalnızca turistik ziyaretlere değil; okul gezilerine, üniversite eğitimlerine, jeoloji ve coğrafya çalışmalarına, bilimsel gözlemlere ve çevre eğitimine daha fazla konu edilmelidir. Çünkü çocuklara doğayı sevdirmek için yalnızca doğa hakkında konuşmak yetmez. Onları doğayla buluşturmak gerekir.

Bir öğrenci sarkıtı kitapta görmekle mağaranın içerisinde görmek arasında büyük bir fark vardır. Birinde bilgi vardır. Diğerinde ise tecrübe. Eğitimin kalıcı hâle gelmesinde de çoğu zaman bu ikisinin birleşmesi gerekir.

Tulumtaş Köyü’nün İnsan Sıcaklığı

Tulumtaş ziyaretimizin mağara kadar önemli bir başka boyutu da köyde ve mağara çevresindeki tesislerde çalışanlarla karşılaştığımız insan sıcaklığıydı. Tulumtaş Köyü Muhtarı Kazım Koç Bey’in bizleri karşılaması, ilgisi ve samimi yaklaşımı, ziyaretimizin anlamını daha da güzelleştirdi. Çünkü bir yerin turizm değeri yalnızca doğal güzellikleriyle ölçülmez. O yerin insanı da o güzelliğin bir parçasıdır.

Misafirini güler yüzle karşılayan, bulunduğu yeri sahiplenen ve gelen insanlarla samimi iletişim kuran yerel halk; turizmin görünmeyen fakat en güçlü aktörlerinden biridir.

Biz Gazete Ankara yazarları olarak Tulumtaş’ta yalnızca bir mağara görmedik. Bir köyün misafirperverliğini, Ankara’nın merkeze yakın kırsal kültürünü ve yerel sahiplenmenin değerini de gördük.

Bu nedenle Muhtarımız Kazım Koç Bey’e gösterdiği yakın ilgi ve misafirperverlik için çok teşekkür ediyoruz.

Tulumtaş, Ankara Turizminin Yeni Hafıza Noktalarından Biri Olabilir

Ankara denildiğinde çoğu kişinin zihninde öncelikle siyasetin, bürokrasinin ve üniversitelerin başkenti canlanır. Oysa Ankara aynı zamanda güçlü bir tarih, kültür, gastronomi, doğa ve jeoloji coğrafyasıdır.

Hacı Bayram-ı Veli’den Gordion’a, Anadolu Medeniyetleri Müzesi’nden Beypazarı’na, Nallıhan’dan Kızılcahamam’a, Soğuksu’dan Eymir’e kadar Ankara’nın sahip olduğu değerler oldukça geniştir.

Tulumtaş Mağarası da bu büyük tablonun önemli parçalarından biridir. Ancak bunun için mağarayı yalnızca “gezilecek bir yer” olarak değil, korunması ve bilimsel olarak tanıtılması gereken doğal bir miras olarak görmek gerekir.

Turizm ile koruma arasında doğru denge kurulmalıdır. Çünkü mağara oluşumları son derece hassastır. Bir sarkıtın oluşması binlerce yıl sürebilir. Fakat yanlış bir insan müdahalesiyle birkaç saniyede zarar görebilir. Bu nedenle Tulumtaş’ı ziyaret eden herkesin taşıması gereken temel bilinç şudur:

  • Dokunmadan görmek.
  • Zarar vermeden keşfetmek.
  • Gelecek nesillere bırakmak.

Bir Mağaradan Fazlası

Tulumtaş Mağarası bize aslında çok önemli bir şey söylüyor: Ankara’nın keşfedilmeyi bekleyen yüzleri hâlâ var.

Bazen tarihin peşinden müzelere gideriz. Bazen medeniyetlerin izini sürmek için antik kentleri gezeriz. Bazen de doğanın kitabını okumak için bir mağaranın içine gireriz. Tulumtaş’ta okuduğumuz kitap milyonlarca yıllık bir kitaptır. Bu kitabın sayfaları kâğıttan değil, kalkerden oluşmuştur. Mürekkebi sudur. Kalemi zamandır. Cümleleri ise sarkıtlar, dikitler, sütunlar ve damlataşlarıdır. İnsanlık tarihinin yazılı belgeleri birkaç bin yıl geriye gider. Tulumtaş’ın kayaları ise bize milyonlarca yıl öncesinden seslenmektedir.

Bize sabrı anlatır. Bize değişimi anlatır. Bize doğanın insan ömründen ne kadar büyük bir zaman ölçeğinde çalıştığını anlatır ve belki de en önemlisi, insana kendi zayıflığını hatırlatır.

Ziyaretçiler İçin Kısa Bilgi Notu

Tulumtaş Mağarası’nı ziyaret etmek isteyenler için metinde yer alan temel bilgiler şöyledir:

Adres: Hacılar, Hacılar Bulvarı No:673, 06830 Gölbaşı/Ankara

Ulaşım: Özel araç ve navigasyonla ulaşım mümkündür.

Telefon: (0312) 485 50 55

Ziyaret: Verilen bilgilere göre pazartesi günleri 10.00 itibarıyla açıktır.

Ortalama gezi: Mağara parkuru yaklaşık 10 dakika; toplam ziyaret süresi ziyaretçiye göre 10–45 dakika arasında değişebilmektedir.

Bilet: Verilen son bilgiye göre 100 TL; öğrenciler için yaklaşık yüzde 50 indirim bulunmaktadır.

Ücretsiz: 0–6 yaş grubu çocuklar ile şehit ve gazi yakınları.

Müze Kart: Mağaranın belediye işletmesinde olması nedeniyle Müze Kart geçerli değildir.

Tavsiye: Mağara içi serin olduğundan yaz aylarında dahi hafif bir hırka veya ceket bulundurulması yararlıdır.

Çevre imkânları: Otopark, oturma alanları, kafe/dinlenme alanı ve tuvalet bulunmaktadır.

Sonuç ve Değerlendirme

Tulumtaş Mağarası’na yaptığımız ziyaret, bize bir gerçeği yeniden hatırlattı: Bir şehrin zenginliği yalnızca üzerinde yükselen yapılarla değil, toprağının altında sakladığı hafızayla da ölçülür.

Milyonlarca yıllık jeolojik süreçlerin izlerini taşıyan Tulumtaş Mağarası, Ankara’nın doğal mirasının önemli parçalarından biridir. Ancak bu mirasın gerçek değeri, yalnızca ziyaretçi sayısıyla veya turistik tanıtımlarla ölçülmemelidir. Asıl mesele; bilmek, korumak, bilimsel olarak araştırmak ve gelecek kuşaklara eksiksiz aktarabilmektir.

Bu nedenle Tulumtaş; jeoloji ve coğrafya açısından bir araştırma alanı, öğrenciler açısından yaşayan bir eğitim laboratuvarı, Ankara açısından önemli bir doğal miras ve turizm açısından değerlendirilebilecek özel bir destinasyondur. Üniversitelerimizin, yerel yönetimlerin, eğitim kurumlarının, bilim insanlarının ve sivil toplum kuruluşlarının ortak çalışmaları, bu değerin daha doğru tanınmasına ve korunmasına büyük katkı sağlayabilir.

Fakat burada unutulmaması gereken bir başka gerçek vardır: Doğanın milyonlarca yılda meydana getirdiğini insan birkaç saniyede tahrip edebilir. Bir sarkıtın oluşması binlerce yıl sürebilir; bilinçsiz bir dokunuş ise o oluşumu geri dönülmez biçimde bozabilir. Bu nedenle Tulumtaş’ı ziyaret etmek, yalnızca görmek değil, aynı zamanda bir koruma sorumluluğu üstlenmektir.

Ziyaretimizde mağaranın serinliği ve sessizliğinin yanında Tulumtaş insanının sıcaklığını da gördük. Muhtarımız Kazım Koç Bey’in samimi karşılaması, bizlere kültürel mirasın yalnızca taşta, kayada ve toprakta değil, insanın gönlünde ve misafirperverliğinde de yaşadığını gösterdi.

Sonuç olarak Tulumtaş Mağarası bize üç önemli kelimeyi birlikte hatırlatıyor: zaman, emanet ve sorumluluk. Zamanın milyonlarca yılda meydana getirdiği bu eşsiz doğal miras bize emanettir. Bize düşen ise onu tüketmek değil, anlamak ve korumaktır.

Çünkü Ankara yalnızca geçmişin başkenti değildir; aynı zamanda keşfedilmeyi, araştırılmayı ve geleceğe taşınmayı bekleyen büyük bir doğal ve kültürel hafızanın da başkentidir. Ve belki de Tulumtaş’ın bize verdiği en önemli ders şudur: Toprağın altında milyonlarca yıllık bir hikâye varsa, bize düşen o hikâyeyi susturmak değil; doğru okuyup gelecek nesillere anlatmaktır.

Saygılarımla.

Prof. Dr. Ayhan ERDEM
Gazi Üniversitesi Öğretim Üyesi
aerdem@gazeteankara.com.tr
Gazete Ankara DHP-Köşe Yazarı
“Türkiye’nin kalbi Ankara’nın sesi”

Dr. Necati Yalçın’ın objektifinden, H. Demet Tatlı’nın video düzenlemesiyle Tulumtaş Mağarası’na uzanan anlamlı bir yolculuk… Tulumtaş Köyü Muhtarı Kazım Koç’un ev sahipliğinde gerçekleştirdiğimiz bu güzel gezintiden görüntüler.

 

 

YORUM YAP

Yorumu Gönder

YORUMLAR (0)