YAZARLAR

06 Haziran 2026 Cumartesi, 00:00

5 Haziran Dünya Çevre Günü: Çankaya Botanik Parkı’nda Bilim ve Çevre Buluşması

Gündemin adeta bir nehir gibi hırçın aktığı, her yeni günün kendi dalgasıyla geldiği bir coğrafyada yaşıyoruz. Türkiye’nin ve dünyanın nabzını, bu kadim kentin kalbinden, Ankara’dan tutarken; her gün kaleme aldığım köşe yazılarımla bu dinamizme yetişmeye, gelişmeleri sıcağı sıcağına kamuoyuyla paylaşmaya gayret ediyorum. Fakat bazen öyle anlar oluyor ki, o hızlı akan nehrin kıyısında durup, insanlığın ve üzerinde yaşadığımız bu gezegenin ortak kaderine çok daha derinden, makro bir perspektifle bakmak hayati bir zorunluluk haline geliyor.

İşte 5 Haziran 2026 Dünya Çevre Günü vesilesiyle, Ankara’nın doğal ve kültürel mirasının kalbi sayılan Çankaya Botanik Parkı’nda, adını doğanın sabrından ve dayanıklılığından alan o müstesna mekânda, Lithops Cafe’de tam da böyle bir buluşmaya şahitlik ettik. Türkiye Biyologlar Derneği’nin ev sahipliğinde düzenlenen Söyleşi ve İmza Günü, yalnızca bir kutlama platformu değil; bilim insanlarının, yerel yöneticilerin, sivil toplumun ve edebiyatçıların bir araya gelerek doğaya karşı sorumluluklarımızı masaya yatırdığı entelektüel bir zirveye dönüştü. 

Böylesine seçkin ve nitelikli bir toplulukla bir araya gelmekten, program boyunca birbirinden değerli görüş ve tecrübelerden istifade etmekten büyük bir memnuniyet duydum. Kendi adıma son derece verimli ve öğretici olan bu buluşmanın, hafızalarda iz bırakan detaylarını ve o muazzam bilimsel manifestoyu, tarihe bir not olarak bu köşeden aktarmak istiyorum.

Yaşamı Koruma Çağrısı: Türkiye Biyologlar Derneği’nin Farkındalık Manifestosu

Etkinlik, Türkiye Biyologlar Derneği Genel Başkanı Birsel Gonca’nın, salonda güçlü bir etki uyandıran ve son derece özenli bir üslupla hazırlanmış açılış konuşmasıyla başladı. Genel Başkan Birsel Gonca, ortak kürsüden katılımcılara şu sözlerle hitap etti:  

“Saygıdeğer akademisyenler, kıymetli bilim insanları, değerli sivil toplum temsilcileri, sevgili meslektaşlarım ve çevre bilinci konusunda hassasiyet gösteren tüm katılımcılar, 
Hepinizi Türkiye Biyologlar Derneği adına sevgi, saygı ve muhabbetle selamlıyorum. Bugün burada yalnızca bir anma ya da kutlama vesilesiyle değil; insanlığın geleceğini doğrudan ilgilendiren hayati bir sorumluluğu yeniden hatırlamak ve hatırlatmak üzere bir araya gelmiş bulunuyoruz. Birleşmiş Milletler tarafından 1972 yılında ilan edilen ve her yıl 5 Haziran’da kutlanan Dünya Çevre Günü, insanlığın doğayla kurduğu ilişkiyi yeniden değerlendirmesi için güçlü bir farkındalık çağrısı niteliği taşımaktadır. 

Türkiye Biyologlar Derneği olarak bu anlamlı programa ev sahipliği yapmaktan büyük bir onur ve mutluluk duyuyoruz. Bugün burada farklı disiplinlerden gelen bilim insanlarının, akademisyenlerin, kamu temsilcilerinin ve çevre gönüllülerinin ortak paydası, yaşanabilir bir dünya idealidir. 

Değerli katılımcılar,

İnsanlık tarihi boyunca doğa ile insan arasında hassas bir denge var olagelmiştir. Ancak özellikle son iki yüzyılda hız kazanan sanayileşme, kontrolsüz kentleşme, plansız nüfus artışı, doğal kaynakların bilinçsiz tüketimi ve iklim değişikliğinin etkileri bu dengeyi ciddi biçimde zedelemiştir. Bugün çevresel sorunlar artık yalnızca bilimsel raporlarda yer alan teorik başlıklar değil; günlük yaşamın doğrudan içinde hissedilen somut gerçeklerdir. Kuraklıklar, seller, orman yangınları, biyolojik çeşitlilik kayıpları, su kaynaklarının azalması ve hava kirliliği artık geleceğin değil, bugünün sorunlarıdır. 

Bir biyolog olarak özellikle vurgulamak isterim ki çevreyi korumak yalnızca ağaç dikmek ya da atıkları ayrıştırmakla sınırlı değildir. Çevreyi korumak; yaşamı, toprağı, suyu ve havayı korumaktır. Özetle insanın kendisini ve gelecek nesillerini korumasıdır. Bilim dünyası bize açık bir gerçeği göstermektedir: Doğada bozulan her denge, er ya da geç insanlığın yaşam kalitesini ve hatta varlığını doğrudan etkilemektedir. Bu nedenle çevre politikaları artık yalnızca ekolojik bir tercih değil; aynı zamanda ekonomik, sosyal ve stratejik bir zorunluluktur. 

Değerli misafirler,

Türkiye, biyolojik çeşitlilik açısından dünyanın en zengin ülkeleri arasında yer almaktadır. Üç farklı biyocoğrafik bölgenin kesişim noktasında bulunan ülkemiz; binlerce bitki türüne, endemik canlıya, sulak alanlara, orman ekosistemlerine ve eşsiz doğal varlıklara ev sahipliği yapmaktadır. Ancak bu zenginlik, aynı zamanda ağır bir sorumluluğu da beraberinde getirmektedir. Doğal mirasımızı gelecek nesillere aktarabilmek için koruma-kullanma dengesini bilimsel temeller üzerinde kurmak zorundayız. Kalkınma ile çevreyi karşı karşıya getiren yaklaşımlar artık geride bırakılmalıdır. Gerçek kalkınma, doğayı tüketmeden ilerleyebilmeyi başarabilmektir. 

Türkiye Biyologlar Derneği olarak uzun yıllardır sürdürülebilir tarım, biyolojik çeşitliliğin korunması, çevre eğitimi, iklim değişikliği farkındalığı ve bilim iletişimi alanlarında çalışmalar yürütmekteyiz. Çünkü biliyoruz ki çevre sorunlarının çözümü yalnızca yasal düzenlemelerle değil, toplumun tüm kesimlerine yayılan güçlü bir çevre kültürüyle mümkündür. Bu noktada özellikle gençlerimize büyük sorumluluk düşmektedir. Çevre bilinci erken yaşlarda kazanıldığında kalıcı ve dönüştürücü bir etki yaratmaktadır. Bu nedenle okullarımızda, üniversitelerimizde ve toplumun tüm katmanlarında çevre eğitimine daha fazla yer verilmesi gerektiğine inanıyoruz. 

Kıymetli katılımcılar,

Bu yıl Dünya Çevre Günü’nün temel mesajlarından biri, doğayla yeniden uyum içinde yaşamanın zorunluluğudur. İnsan merkezli anlayıştan yaşam merkezli bir bakışa geçmek artık bir tercih değil, zorunluluktur. Çünkü doğa, insan için var olan bir araç değil; insanın da içinde yer aldığı büyük bir yaşam bütünüdür. Çevreyi korumak yalnızca çevrecilerin değil; devletlerin, yerel yönetimlerin, üniversitelerin, sivil toplum kuruluşlarının, özel sektörün ve her bir bireyin ortak sorumluluğudur. Hepimiz aynı havayı soluyor, aynı suyu paylaşıyor ve aynı gezegende yaşıyoruz. 

Bugün burada gerçekleştirilen konuşmaların ve değerlendirmelerin yalnızca fikir düzeyinde kalmamasını; yeni projelere, iş birliklerine ve etkili çevre politikalarına dönüşmesini temenni ediyorum. Bu anlamlı etkinliğe katkı sunan tüm konuşmacılara, kurumlara, katılımcılara ve emeği geçen herkese teşekkür ediyorum. 

5 Haziran Dünya Çevre Günü’nün, ülkemizde ve dünyada çevre bilincinin güçlenmesine, doğaya karşı sorumluluklarımızın daha derin biçimde anlaşılmasına ve gelecek nesillere daha yaşanabilir bir dünya bırakılmasına vesile olmasını diliyorum. Hepinizi saygı, sevgi ve en içten duygularımla selamlıyor, verimli ve başarılı bir program temenni ediyorum. Teşekkür ederim.”  

Entelektüel Bir Orkestra Şefi: Dr. Necati Yalçın ve Moderasyonun Zarafeti

Programın bu denli yüksek bir nitelik kazanmasında, adeta bir orkestra şefi titizliğiyle süreci yöneten moderatörümüz Dr. Necati Yalçın’ın payı büyüktü. Emekli Albay ve uzun yıllara dayanan yöneticilik ve iletişim tecrübesini akademik birikimiyle harmanlayan Yalçın, samimi, dinamik ve profesyonel yaklaşımıyla toplantının ruhunu şekillendiren başlıca isim oldu. 

Açılış konuşmasında Ankara'nın tarihsel, kültürel ve sosyal gelişim çizgisine değinerek toplantının teorik çerçevesini büyük bir ustalıkla çizen Dr. Yalçın, sadece bir moderatör değil, etkinliğin entelektüel atmosferini inşa eden bir fikir önderi olarak öne çıktı. Konuşmacıları tanıtırken kullandığı özenli ifadeler, her uzmanlık alanını doğru yansıtma hassasiyeti ve konu başlıkları arasındaki o mantıksal köprüler, programın akademik ağırlığını tahkim etti. 

Yalçın’ın en takdir edilmeye değer yönlerinden biri de ciddi ve hayati konuların ele alındığı bu oturumlarda dahi mizahı bir zarafet unsuru olarak kullanabilmesiydi. Yerinde ve ölçülü esprileri, katılımcıların dikkatini sürekli diri tutarken; Ankara’nın gündelik yaşamına, kent kültürüne ve sosyal hafızasına yaptığı nükteli göndermeler salonda sıcak bir iletişim bağı kurdu. Zaman yönetimi hususunda gösterdiği örnek performans, farklı disiplinlerden gelen görüşlerin ortak bir zeminde eritilmesini sağladı. Kısa ve bağlayıcı yorumlarıyla her sunum bir sonrakine akıcı bir geçişle eklemlendi. Ev sahibi misafirperverliğiyle Botanik Parkı’nın ve Lithops Cafe’nin atmosferini birleştiren Dr. Necati Yalçın, bu buluşmayı kuru bir bilgi aktarımının ötesine taşıyarak ortak aklın ve kent aidiyetinin güçlendiği seçkin bir platforma dönüştürdü. Öte yandan, yaklaşık beş saat süren toplantı, katılımcılar tarafından adeta zamanın nasıl geçtiği fark edilmeyecek kadar akıcı ve ilgi çekici bir atmosferde gerçekleşti. 

Dr. Necati Yalçın’ın bu usta açılış hamlesinin ardından söz alan bilim insanları, Ankara perspektifinden yola çıkarak çevre sorunlarına evrensel çözümler öneren detaylı konuşmalarını gerçekleştirdiler: 

Prof. Tuna Ekim (Bitki Bilimci / Botanikçi)

"Bozkırın Gizli Hazineleri: Ankara’nın Endemik Florası ve Taksonomik Miras" başlığı altında söz alan Prof. Tuna Ekim, kendi adına tescilli Ekimia cinsi ve Aubrieta ekimii türü üzerinden, bir bilim insanının adının doğada yaşamasının gururdan ziyade küresel bir sorumluluk yüklediğini belirtti.

  • Ankara'nın Endemik Değerleri: Mogan Gölü çevresi, Beynam Ormanları ve Nallıhan kuşağının maydanozgiller ve turpgiller başta olmak üzere çok zengin bir lokal floraya sahip olduğunu; ancak vahşi kentleşme baskısının bu endemik türleri yok oluşun eşiğine getirdiğini vurguladı.

  • Küresel İklim Krizi ve Çevre: İklim krizine karşı en dirençli ve aynı zamanda en korumasız unsurların bu lokal bitki taksonları olduğunu, bitki çeşitliliğinin bittiği bir senaryoda gıda güvenliğinin de çökeceğini akademik verilerle sundu.

  • İmza Günü Mesajı: Botanik literatürüne dair eserlerini imzalarken genç kuşaklara doğayı sadece kör bir "yeşil alan" olarak değil, her biri birer genetik arşiv olan "türler bütünü" olarak görme bilincini aşıladı.

Prof. Dr. Mecit Vural (Botanikçi)

"Sessiz Çığlık: Ankara’nın Tehlike Altındaki Bitkileri ve Yaşam Alanlarının Korunması" temasını işleyen Prof. Dr. Mecit Vural, saha çalışmalarına dayanan güncel verileri paylaştı. Çevre korumanın salt ağaç dikmek olmadığını, mikro-ekosistemi ve o ekosisteme ait spesifik bitki örtüsünü muhafaza etmek gerektiğini söyledi.

  • Botanik Parklarının Önemi: İçinde bulunduğumuz Botanik Parkı gibi alanların, şehir içinde sadece birer eğlence ve dinlenme alanı olmadığını, bitki gen kaynaklarının korunduğu birer "ex-situ" (doğal yaşam alanı dışı) koruma merkezi işlevi görmesi gerektiğini anlattı.

  • Habitat Kayıpları: Taş ocakları, kontrolsüz yapılaşma ve sanayileşmenin nadide bitki habitatlarını nasıl parçaladığını haritalarla belgeleyerek, çevre bilincinin imar planlarına yasal bir zorunluluk olarak girmesi gerektiğinin altını çizdi.

Prof. Dr. Mehmet Tunçer (Şehir ve Bölge Plancısı)

ODTÜ geleneğinden gelen ve Çankaya Üniversitesi Şehir ve Bölge Planlama Bölümü Öğretim Üyesi olan Prof. Dr. Mehmet Tunçer, söyleşi ve imza gününde bu toprakların maruz kaldığı en yaralayıcı çevre ihlallerinden birini masaya yatırdı. "Abant Gölü Tabiat Parkı'nda Çevre Tahribatı" başlıklı çalışmasıyla, hepimizin ortak mirası olan Abant’ta özellikle 2009-2012 yılları arasında yürütülen sözde "çevre düzenleme" faaliyetlerinin arkasındaki acı bilançoyu ve ekolojik yıkımı tüm çıplaklığıyla gözler önüne serdi.

  • Uzun Devreli Gelişme Planı ve İhlaller: Deniz seviyesinden 1329 metre yükseklikte, dağ, orman ve göl peyzajının bütünleştiği 1196.5 hektarlık bu bilimsel hazineyi korumak amacıyla 2003 yılında yürürlüğe giren "anayasa niteliğindeki" Uzun Devreli Gelişme Planı’nın (UDGP) nasıl bypass edildiğini aktardı. Plan dışı yapılan yol genişletmeler, kanalizasyon ve elektrik hatları ile koruma ilkelerinin açıkça çiğnendiğini belirtti.

  • Hafriyat Rezaleti ve Boğulan Ekosistem: Gölün tahliye dere ağzına inşa edilen beton setler yüzünden su seviyesinin kontrolsüz yükseldiğini; sular altında kalan yolları kurtarmak adına kıyı şeridine dökülen binlerce kamyon toprağın, yaban hayatının yuvalanma alanı olan o hassas "niş" sazlıkları haritadan sildiğini vurguladı. Ağaç diplerine yığılan şuursuz dolgular sebebiyle karaçam, sarıçam, alıç ve ardıç ağaçlarının kök boğazlarının havasız kalarak adeta boğulduğunu ifade etti.

  • Endemik Türlerin Çığlığı ve Hukuki Mücadele: Bu vahşi müdahalenin, dünyada sadece bu bölgeye ait olan endemik Abant Çiğdemi (Crocus abantensis), kar çiçeği ve maymun orkidesinin yaşam alanlarını baltaladığını; endemik bir tür olan Abant Alası (Salmo trutta abanticus) ve su samurlarının geleceğini karanlığa gömdüğünü acıyla paylaştı. Kıyı, Orman ve Mera Kanunları ile Bern Sözleşmesi'nin çiğnendiği bu sürece, TMMOB’un açtığı dava neticesinde Sakarya 1. İdare Mahkemesi’nin 15.03.2011’de "dur" dediğini; ancak setler kısmen yıkılsa da ekolojik tahribatın geri dönüşü zor bir yaraya dönüştüğünü hatırlattı. 

Değerli hocamız, akademik kitaplarını imzalarken okurlarıyla bilimin ve hukukun sesine kulak tıkamanın doğamıza kestiği bu ağır faturalar üzerine derin ve düşündürücü sohbeti için minnetlerimizi sunuyoruz. 

Sarsıcı Bir Doğa Manifestosu: Prof. Dr. Ali Demirsoy’un Müdahalesi

Söyleşinin en heyecan verici, kelimenin tam anlamıyla ufuk açıcı anı, Türkiye’de popüler bilim okuryazarlığının duayen ismi, kendisini "doğaperest" olarak tanımlayan evrimsel biyolog ve entomolog Prof. Dr. Ali Demirsoy’un oturumlar sırasında sık sık söz alarak yaptığı derinlikli müdahaleler oldu. Kürsüdeki tüm tezleri evrimsel biyoloji, jeolojik zaman dilimleri ve evrensel doğa tarihi perspektifiyle harmanlayan Demirsoy, mikrofonu eline alarak salonda derin bir sessizlik yaratan şu sarsıcı felsefi manifestoyu sundu: "Sevgili Tuna ve Mecit hocalarım bitkilerden bahsetti. Bir bilim insanının adının keşfettiği ya da kendisine ithaf edilen türlerde yaşaması (tıpkı benim adıma tescilli 14 hayvan ve bitki türünde olduğu gibi) bir faninin bu dünyada bırakabileceği en asil izdir. Ancak unuttuğumuz bir şey var: Yok ettiğimiz her bir endemik takson, milyonlarca yıllık bir evrimsel kütüphanenin tek nüshalı kitabını yakmak demektir. Ankara bozkırındaki o küçük maydanozgil veya turpgil türü, sadece bir ot değildir; o, bu coğrafyanın jeolojik evriminin, buzul çağlarından sağ çıkışının canlı şahididir. Onu korumak, sadece çevrecilik değil, yaşamın temel kurallarına saygıdır.

"Şehirleri planlarken kendimizi dünyanın efendisi sanıyoruz. Oysa insan, bu gezegenin evrim sahnesine en son çıkmış, en şımarık canlısıdır. Ankara’yı betonlaştıranlar, bu kentin fauna çeşitliliğini, böcek haritasını, kuş göç yollarını yok saydılar. Ben bir entomoloğum; böcekleri yok ettiğiniz bir kentte ekolojik döngüyü sürdüremezsiniz, zincir kopar. Beypazarı’nda, Haymana’da ya da Çankaya’da yapılacak her türlü yerel yönetim hamlesi, o bölgenin 'Doğa Tarihi' göz önüne alınarak yapılmalıdır. Doğa insan olmadan da milyarlarca yıl yaşadı ve yaşar; ama insan, doğa olmadan bir saniye bile nefes alamaz." Bu nedenle her şehrin en az %10’unun dokunulmaz alanlara dönüştürülmesi gerektiğini vurguladı. 

Prof. Dr. Ali Demirsoy Hocamız, bu konuda çok haklı, evrende bir toz tanesiyiz ama o toz tanesinin içindeki muazzam mekanizmayı, kalıtımı ve evrimi anlayacak zekaya sahip tek canlıyız. İşte bu yüzden sorumluluğumuz büyük. Çocuklarımıza dijital dünyada yapay zekayı öğretirken, toprağın altındaki o muazzam solucan hareketliliğini, bir arının tozlaşma mucizesini, evrimsel biyolojinin yalın gerçeklerini anlatamazsak, yeşil eğitim hep eksik kalır. Köy Enstitüleri işte bunu başarmıştı; çocuğu doğanın içine fırlatıyordu. Dijital ekranlar güzel birer araçtır, ancak çocuk gidip o ağaca dokunmalı, böceğin morfolojisini incelemeli, doğanın evrensel gramerini bizzat sahada okumalıdır. Bizlerin, Evrim Ağacı gibi dijital platformlarda ya da YouTube’da milyonlarca gence ulaşmaya çalışmamızın sebebi budur: Gençliğe 'doğaperest' olmayı aşılamak!

"Dünya Çevre Günü bir kutlama günü değil, bir hesaplaşma günü olduğunun altını çizen Demirsoy, insanlık olarak doğaya borcumuzu ödeme günümüzdür. Yaşamın temel kurallarına geri dönmeli, evrimsel mirasımıza sahip çıkmalıyız" diyerek konuşmasını sarsıcı bir çağrıyla bitirdi.

Söyleşinin devamında, yerel yönetimlerin ve sivil toplumun güçlü sesleri sahnedeydi:

İbrahim Demir (Eski Beypazarı Belediye Başkanı)

"Yerel Yönetimlerde Sürdürülebilirlik ve Eko-Turizmin Doğuşu: Beypazarı Deneyimi" temasını işleyen, 1984-1999 yılları arasında Beypazarı’nda 15 yıl aralıksız belediye başkanlığı yapan İbrahim Demir, çevre ve yerel yönetim ilişkisini pratik tecrübeleriyle aktardı. Kendi döneminde temelleri atılan Beypazarı modelinin aslında bir çevre ve kültür koruma projesi olduğunu; tarihi konakların, el sanatlarının ve Beypazarı havucu gibi tarımsal havzanın korunarak kalkınmanın mümkün olduğunu gösterdiklerini belirtti. Bu tarımsal toprakların Ankara’nın gıda güvenliği için hayatiyetini vurgulayan Demir, görevi Mansur Yavaş’a devrederken kurumsal sürekliliğin ve çevre vizyonunun nasıl aktarıldığına değinerek bugünkü yerel yönetimlerin çevre politikalarına ışık tuttu. 

Seyfettin Aslan (Ankaralılar ve Ankara’yı Tanıtma Vakfı Başkanı)

Veteriner hekim, eski belediye başkanı ve bürokrat kimliklerini sentezleyen Seyfettin Aslan, "Ankara’nın Yerel Tarım Mirası ve Biyoçeşitlilik: 'Ankara’nın On Meyvesi'" başlıklı konuşmasında kentin kaybolmaya yüz tutmuş agro-kültürel değerlerine odaklandı. Kaleme aldığı kitabından hareketle; Ankara armudu, Ayaş domatesi, yerel kayısı ve üzüm çeşitlerinin sadece birer lezzet değil, kentin iklimine yüzyıllar içinde uyum sağlamış birer çevre mirası olduğunu anlattı. Ankara Büyükşehir Belediyesi Sağlık İşleri Daire Başkanlığı dönemindeki pandemi tecrübelerine dayanarak "Tek Sağlık" (One Health) konseptine vurgu yapan Aslan, yaban hayatını korumamanın insan sağlığını zoonotik hastalıklar üzerinden nasıl tehdit ettiğini açıkladı. Yoğun ilgi gören kitabını imzalayarak yerel tohumları koruma çağrısı yaptı. 

Birten Gökyay (Gökyay Satranç, Spor ve Kültür Vakfı Başkanı)

Guinness rekortmeni bir müzenin kurucusu olan Birten Gökyay, "Çevre Mücadelesinde Stratejik Düşünce ve Gelecek Kuşaklar İçin Kültürel Sürdürülebilirlik" başlıklı konuşmasında, çevre sorunlarına satranç estetiği üzerinden felsefi bir yaklaşım getirdi. Çevre koruma mücadelesinin çok hamleli ve küresel bir planlama gerektirdiğini, doğaya karşı yapılan her yanlış hamlenin iklim mültecileri ve kuraklık gibi sert bir karşı hamleyle yanıtlandığını belirtti. Dünyanın dört bir yanından toplanan satranç takımlarının farklı kültürlerin doğaya bakışını yansıttığını söyleyen Gökyay, vakıf olarak analitik düşünen, çevre bilincine sahip gençler yetiştirmeye verdikleri önemi aktardı. 

Enver Yurttaş (Ankara İl Millî Eğitim Müdürlüğü Şube Müdürü)

Haymana’nın Sındıran köyünden başlayıp Ankara İl MEM Şube Müdürlüğüne uzanan kariyeriyle Enver Yurttaş, "Ağaç Yaşken Eğilir: Okullarda Çevre Bilinci, Haymana Bozkırından Eğitim Kürsüsüne" başlıklı konuşmasında, eğitim sistemindeki izdüşümleri ele aldı. 2026 yılı itibarıyla yürüttüğü saha çalışmalarından örnekler vererek, Ankara’daki okullarda "Sıfır Atık", "Okul Bahçelerinin Florasının Korunması" ve "Çevre Okuryazarlığı" projelerinin durumunu paylaştı. Çevre bilincinin sınıflarda teorik değil, Botanik Parkı gibi alanlarda uygulamalı verilmesi gerektiğini, Haymana Belediyesi Başkan Yardımcılığı dönemindeki erozyon ve su yönetimi tecrübelerine atıf yaparak kırsal ile merkez ilçelerin ihtiyaçlarına göre eğitimin şekillenmesi gerektiğini belirtti; okullardaki yeşil enerji ve kompost projelerini teşvik ettiklerini vurguladı.



Disiplinlerarası Çevre Vizyonu ve Gazete Ankara Yazarları

Söyleşinin ikinci bölümünde moderatör Dr. Necati Yalçın, sözü mühendislik, tarih, edebiyat, eğitim teknolojileri ve dil bilimi gibi farklı disiplinlerden gelen, çevre ve insan ilişkisini çok boyutlu ele alan Gazete Ankara yazarlarına ve akademisyenlerine bıraktı:

Prof. Dr. Ayhan Erdem

Konuşmasında, Gazete Ankara'nın bir yazarı olarak Türkiye'nin ve dünyanın nabzını Ankara'dan tuttuklarını vurgulayan Prof. Dr. Ayhan Erdem, ülkemizde gündemin son derece hızlı değiştiğine dikkat çekti. Bu dinamizmin, gelişmeleri yakından takip etmeyi ve kamuoyuyla paylaşmayı zorunlu kıldığını belirten Erdem, bu nedenle her gün köşe yazısı kaleme aldığını ifade etti.

Böylesine seçkin ve nitelikli bir toplulukla bir araya gelmekten büyük memnuniyet duyduğunu dile getiren Erdem, program boyunca birbirinden değerli görüş ve tecrübelerden istifade ettiğini, kendisi için son derece verimli ve öğretici bir buluşma olduğunu söyledi.

Konuşmasının sonunda Prof. Dr. Erdem, bu anlamlı programın düzenlenmesinde üstün gayret gösteren Türkiye Biyologlar Derneği Genel Başkanı Birsel Gonca’yı takdir ederek, Ankara sevgisiyle tanınan ve başarılı bir moderatörlük sergileyen Dr. Necati Yalçın’a teşekkür etti. Ardından tüm katılımcılara saygı ve sevgilerini sunarak sözlerini tamamladı.

Prof. Dr. Güray Kırpık

Gazi Üniversitesi Eğitim Fakültesi Tarih Eğitimi Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi ve Gazete Ankara yazarı Prof. Dr. Güray Kırpık, çevre bilincine tarihsel ve kültürel bir projeksiyon tuttu. Türk devlet geleneğinde ve Selçuklu-Osmanlı Ankara’sında çevre hukukunun, vakıf kültürünün ve su kaynaklarını koruma bilincinin ne kadar gelişmiş olduğunu tarihi vesikalarla gözler önüne serdi. Ankara’nın eski bağ kültürünü, derelerini ve mesire alanlarını anlatarak kentin ekolojik hafızasının canlandırılması gerektiğini; çevre korumanın aynı zamanda bir vatan savunması ve milli beka meselesi olduğunu vurguladı.

Prof. Dr. Cemal Çakır

Gazi Üniversitesi Gazi Eğitim Fakültesi Yabancı Diller Eğitimi Bölümü (İngiliz Dili Eğitimi) Öğretim Üyesi Prof. Dr. Cemal Çakır, çevre krizine dil bilimi, kültürlerarası iletişim ve edebiyat pencerelerinden baktı. Çevre bilincinin yerleşmesinde kullanılan söylemin gücüne değinen Çakır, Batı ve Doğu literatüründe doğanın kavramsallaştırılmasını karşılaştırdı. "Çevre" kelimesinin insanı merkeze alan dışlayıcı yapısından kurtarılıp, insanın doğanın bir parçası olduğunu hatırlatan "ekolojik dil" anlayışına evrilmesi gerektiğini savundu. Küresel çevre sorunlarının çözümünün ancak ortak bir pedagojik ve evrensel çevre diliyle mümkün olabileceğini, tabiatın kendi içindeki uyumunun dillerin gramer yapısı gibi kusursuz bir düzen barındırdığını belirtti.

Dr. Oğuz Poyrazoğlu

1974 yılından beri Ankara’da yaşadığını, bu kenti çok sevdiğini ve kurucusu ile genel koordinatörlüğünü üstlendiği Gazete Ankara ile Ankara’ya hizmet etmekten gurur duyduğunu belirterek sözlerine başlayan Dr. Oğuz Poyrazoğlu, Cumhuriyet dönemi çevre ve tarım politikaları ile eğitim modelleri arasındaki bağı anlattı. Köy Enstitüleri modelinin aslında muazzam bir çevre, tarım ve doğa eğitimi içerdiğini; Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsü örneği üzerinden bozkırın ortasında ağaçlandırma, erozyonla mücadele ve sürdürülebilir tarımın okullarda nasıl bir yaşam pratiği haline getirildiğini detaylandırdı. Ankara’nın yerel kimliğinin, bağlarının, seyran alanlarının ve Ankara Keçisi gibi hayvancılık kültürünün çevreyle tam bir uyum içinde geliştiğini, bugünkü kentleşmenin bu bellek üzerine inşa edilmesi gerektiğini savundu.

Prof. Dr. Ahmet Mahiroğlu

Gazi Üniversitesi Gazi Eğitim Fakültesi Bilgisayar ve Öğretim Teknolojileri Eğitimi (BÖTE) Bölümü Emekli Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet Mahiroğlu, çevre eğitiminin modern teknolojiyle nasıl desteklenebileceğine odaklandı. Genç kuşaklara çevre bilinci aşılamak için eğitsel yazılımlar, artırılmış gerçeklik (AR) uygulamaları ve simülasyonlar sayesinde çocukların iklim krizinin etkilerini dijital ortamda deneyimleyerek kalıcı bir farkındalık kazanabileceğini anlattı. Eğitim teknolojilerinin tasarımında "yeşil bilişim" (enerji verimliliği) ilkesinin gözetilmesi gerektiğini, teknolojinin doğayı katleden değil, çevre sorunlarını çözen en güçlü araç haline getirilebileceğini örnek projelerle paylaştı. Ayrıca, peçete üzerine çevresindeki insanların karikatürlerini çizmek gibi çok özel bir yeteneğe sahip olan Mahiroğlu, bu yönüyle de etkinliğe renk kattı.

Değerli Bir Katılımcı: Dr. Figen Ar

Toplantıya Temiz Enerji Vakfı temsilcilerinden Dr. Figen Ar da katılım sağladı. Kimya mühendisi, enerji ve sürdürülebilirlik uzmanı olarak tanınan, Ankara Üniversitesi Kimya Mühendisliği Bölümü mezunu ve enerji sektöründe 35 yılı aşkın deneyime sahip olan Dr. Ar, aynı zamanda 3AR Enerji'nin kurucusudur. Sürdürülebilirlik, enerji verimliliği ve yenilenebilir enerji alanlarında yurt içi ve yurt dışında birçok önemli projeye katkı sunan, kanserle mücadelesinin ardından kırsal kalkınma ve kadın istihdamını destekleyen kadın kooperatiflerinin kurulmasına öncülük eden Dr. Ar, toplantıda konuşmacı olarak yer almamakla birlikte, bilgi birikimi ve sivil toplum tecrübesiyle programa değer katan seçkin katılımcılar arasında yer aldı.

Ortak Akıl, Sorular ve Geleceğe Miras

Mühendislikten tarihe, dilden teknolojiye kadar uzanan bu geniş yelpazedeki ikinci oturumun sonunda, her biri kendi alanında otorite olan akademisyenler, dinleyicilerden gelen soruları yanıtladılar. Bu bütüncül ve disiplinlerarası çevre vizyonunun Ankara'dan tüm Türkiye'ye duyurulmasının ardından konuşmacılar imza standında okurlarıyla buluşarak kitaplarını ve akademik çalışmalarını paylaştılar.

Toplantıya katılarak varlıkları, fikirleri ve enerjileriyle katkıda bulunan çok değerli misafirlerin isimlerini de buraya nakşetmek bir vefa borcudur:
Adem Yıldırım, Ahmet Miroğlu, Ahmet Yalov, Armağan Ozan Özü, Arzu Berksoy, Aynur Hatipoğlu, Ayşe Büşra Kaya, Ayşenur Yurttaş, Banu Öztürk, Bekir Ödemiş, Birgül Öztekin, Cem Köylüoğlu, Cevat Dakılır, Elif Yurttaş, Ergin Duygu, Fatih Çil, Fulya Kırımoğlu, Gamze Aydoğdu, Gülten Karadoğan Hatipoğlu, İrfan Ar, Aslan Başpınar, Melike Rüya Kaya, Mete Denli, Metin Genç, Murat Gonca, Mustafa Erkılıç, Nevin Gürhan, Özcan Erdoğan, Savaş Aydın, Tarık Hatipoğlu, Zübeyde Ozan Özü, Figen Ar, Selahattin Yarar, Ayşe Nane, İbrahim Demir.

Söyleşinin Kapanışı ve Ortak Bildirge

Moderatör Dr. Necati Yalçın, konuşmaların ardından yaptığı genel değerlendirmede; botanikten şehir planlamaya, yerel yönetimlerden kültüre, mühendislikten eğitime kadar Ankara’nın tüm bileşenlerinin bu masada toplandığını ifade etti. Tüm konuşmacılar; Ankara’nın doğal sit alanlarının korunması, endemik bitki , eşitliliğinin imar planlarına birincil unsur olarak işlenmesi ve çocuklara erken yaşta doğa bilinci verilmesi noktasında ortak bir tavsiye kararına, bir nevi ortak bildirgeye imza atarak etkinliği sonlandırdılar.

Prof. Dr. Ali Demirsoy, bu etkileyici konuşmasının ardından söyleşi alanının yanında, başta "Kalıtım ve Evrim", "Yaşamın Temel Kuralları" ve "Doğa Tarihi" olmak üzere yüzü aşkın kitabının popüler bilim serilerini, Lithops Cafe'nin bahçesinde okurları için imzaladı. Katılanlarla evrimsel biyoloji ve Türkiye'nin faunası üzerine derin ve samimi sohbetler gerçekleştiren Demirsoy, programın sonunda anlattığı fıkra ile de herkesi kahkahaya boğdu.

Günün anısına çekilen toplu fotoğraflarla sona eren bu muhteşem buluşma; çok değerli bilgilendirmelerin, ufuk açıcı sunumların ve yer yer entelektüel tartışmaların yaşandığı, hafızalardan silinmeyecek son derece verimli bir vizyon belgesi olarak tarihteki yerini aldı. Doğayı korumanın insanın kendisini koruması olduğunu bir kez daha anladığımız bu anlamlı güne emek veren herkese şükranlarımla...

Sonuç ve Değerlendirme

5 Haziran Dünya Çevre Günü kapsamında Çankaya Botanik Parkı’nda gerçekleştirilen bu çok paydaşlı bilim ve çevre buluşması, yalnızca bir farkındalık etkinliği olmanın ötesine geçerek disiplinlerarası bir çevre manifestosuna dönüşmüştür. Etkinlik boyunca ortaya konulan görüşler; biyolojik çeşitlilikten kent planlamasına, yerel yönetim deneyimlerinden eğitim teknolojilerine kadar geniş bir yelpazede çevre sorunlarının artık bütüncül bir yaklaşımla ele alınması gerektiğini açık biçimde göstermiştir. Katılımcıların ortak vurgusu, doğanın korunmasının yalnızca çevreci bir hassasiyet değil, aynı zamanda bilimsel, ekonomik, toplumsal ve stratejik bir zorunluluk olduğudur.

Özellikle Ankara’nın ekolojik mirası, bozkır ekosisteminin hassas dengesi ve endemik türlerin korunması konusundaki değerlendirmeler; yerel ölçekte başlayan çevre bilincinin küresel sonuçlar doğurabileceğini ortaya koymuştur. Etkinlikte öne çıkan en önemli kazanımlardan biri de, doğa ile insan arasındaki ilişkinin yeniden tanımlanması gerektiği yönündeki ortak iradedir. Bu bağlamda sürdürülebilir kalkınma anlayışının, doğayı tüketmeden ilerleyen bir gelişme modeliyle mümkün olacağı bir kez daha teyit edilmiştir.

Sonuç olarak bu buluşma, çevre sorunlarının çözümünde bilimsel bilginin, yerel yönetim tecrübesinin ve toplumsal farkındalığın birlikte hareket etmesi gerektiğini güçlü bir şekilde ortaya koymuştur. Çankaya Botanik Parkı’nda ortaya çıkan bu entelektüel birikim, geleceğe yönelik çevre politikaları için önemli bir referans niteliği taşımaktadır.

Saygılarımla.

Prof. Dr. Ayhan ERDEM-Köşe Yazarı                                                         
aerdem@gazeteankara.com.tr
Gazi Üniversitesi Öğretim Üyesi
Gazete Ankara DHP – 
www.gazeteankara.com.tr 
“Türkiye’nin kalbi Ankara’nın sesi”

YORUM YAP

Yorumu Gönder

YORUMLAR (0)