Erdoğan’dan bölgesel düzen mesajı: “Birimizin güvenliği hepimizin güvenliğidir”
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Londra merkezli Şarku’l Avsat gazetesine verdiği kapsamlı mülakatta Mekke Ortak Savunma Anlaşması’ndan İran–ABD gerilimine, Hürmüz Boğazı’ndan Suudi Arabistan ilişkilerine, Lübnan’dan Suriye’nin geleceğine kadar bölgenin kritik gündem başlıklarına ilişkin Türkiye’nin yaklaşımını anlattı. Erdoğan, yeni savunma mekanizmasının herhangi bir ülkeye karşı kurulmuş bir blok olmadığını vurgularken, “bölgenin meselelerini bölgenin kendi aktörleri çözmelidir” yaklaşımını öne çıkardı. İletişim Başkanı Burhanettin Duran ise mülakatı, Türkiye’nin “güçlü iradesini ve kapsayıcı vizyonunu” ortaya koyan bir bölgesel düzen çağrısı olarak değerlendirdi.
ANKARA – GA Dijital Haber Portalı Haber Merkezi / Politika Haberleri- Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Londra merkezli Şarku’l Avsat gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ghassan Charbel’e verdiği mülakat, 12 Ağustos 2026 tarihinde İngilizce ve Arapça olarak yayımlandı. Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığınca da kamuoyuyla paylaşılan mülakatta, son dönemde bölgesel ve uluslararası kamuoyunun yakından izlediği güvenlik, savunma, diplomasi, enerji ve Suriye başlıklarına ilişkin önemli mesajlar yer aldı.
Mekke Anlaşması: “Bölgenin meselelerini bölgenin kendi aktörleri çözmelidir”
Mülakatın merkezindeki konulardan biri Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında oluşturulan Mekke Ortak Savunma Anlaşması oldu.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, anlaşmanın ortaya çıkışını bölgede değişen şartlara ve ortak sorumluluk anlayışına bağladı. Erdoğan, Türkiye’nin temel yaklaşımını şu sözlerle ortaya koydu:
“Biz her zaman bölge meselelerinin bölge ülkelerince sahiplenilmesi ve çözüme kavuşturulmasından yana olduk. Bizim temel yaklaşımımız hep buydu. Bölgenin meselelerini bölgenin kendi aktörleri çözmeliydi.”
Erdoğan’a göre üç ülkenin bir araya gelmesi yalnızca askerî veya güvenlik odaklı bir ortaklık olarak değerlendirilmemeli. Anlaşma aynı zamanda bölgesel istikrar, siyasi dayanışma ve ortak gelecek düşüncesinin kurumsallaştırılması yönünde atılan bir adım niteliğinde.
Cumhurbaşkanı, mekanizmanın üç ülkeyle sınırlandırılmadığını da özellikle belirterek, huzur ve istikrara katkıda bulunmak isteyen diğer bölge ülkelerine kapının açık olduğunu söyledi.
İran’a karşı bir blok mu? Erdoğan’dan açık cevap
Mekke Ortak Savunma Anlaşması konusunda kamuoyundaki en önemli tartışma başlıklarından biri, mekanizmanın özellikle ABD–İran gerilimiyle bağlantılı olup olmadığı ve İran’a karşı yeni bir güvenlik ekseni oluşturup oluşturmadığı sorusu oldu.
Cumhurbaşkanı Erdoğan bu değerlendirmeye karşı çıkarak anlaşmanın yalnızca güncel İran–ABD geriliminin sonucu olarak görülmesinin yanlış olacağını söyledi.
Erdoğan:
“Mekke Ortak Savunma Anlaşması’nı yalnızca bu gerilimin ortaya çıkardığı konjonktürel bir gelişme olarak değerlendirmek ülkelerimizin siyasetini ve niyetini doğru anlamamak olur.”
ifadelerini kullandı. Erdoğan ayrıca anlaşmanın BM Şartı’nın 51’inci maddesinde yer alan meşru savunma hakkını teyit ettiğini ve “hiçbir ülkeyi hedef almadığını” vurguladı.
Cumhurbaşkanı, mekanizmanın temel hedefini dışlayıcı bir askerî bloklaşmadan ziyade kalıcı bir bölgesel güvenlik mimarisi oluşturmak şeklinde tarif etti:
“Bizim vizyonumuz üç ülkeyle sınırlı kalmayarak daha da büyümek ve mümkünse bir gün bölgedeki bütün ülkelerin bu çatının altında toplanmasını sağlamaktır.”
Bu ifadeler, Ankara’nın anlaşmayı belirli bir devlete karşı oluşturulan geçici bir ittifak olarak değil, uzun vadede daha fazla ülkenin katılabileceği bölgesel bir güvenlik mekanizması olarak konumlandırdığını ortaya koyuyor.
“Birimizin güvenliği hepimizin güvenliğidir”
Anlaşmanın en dikkat çeken hükümlerinden biri de taraflardan herhangi birine yönelik tehdidin diğer taraflar tarafından ortak güvenlik meselesi sayılması.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu hükmün yalnızca askerî boyutuyla değerlendirilmemesi gerektiğine dikkat çekti.
“Mekke Ortak Savunma Anlaşması her şeyden önce kolektif caydırıcılığı temel alan bir anlaşma. Güvenlik ve savunma iş birliğimizi ilerletecek, savunma sanayiinde ortak projeler geliştirecek ve terörizmle mücadelede bizlere güç verecek bir anlaşma.”
Erdoğan, herhangi bir ülkeye yönelik tehdit oluşturulmadığının altını çizerek anlaşmanın siyasi mesajını şu ifadeyle özetledi:
“Mekke Ortak Savunma Anlaşması’nın mesajı gayet açıktır; birimizin güvenliği hepimizin güvenliğidir.”
Yeni bölgesel düzen: “Dışlayıcı bloklaşmalar değil”
Erdoğan’ın açıklamalarında dikkat çeken temel siyasi çerçevelerden biri de Orta Doğu’nun güvenlik mimarisinin dış aktörlerin müdahalelerinden ziyade bölge ülkelerinin ortak iradesiyle şekillendirilmesi gerektiği yönündeki yaklaşım oldu.
Cumhurbaşkanı:
“Bölgenin geleceği, bölge ülkelerinin iradesinden bağımsız olarak şekillendirilemez.”
dedi.
Türkiye’nin hedefinin dışlayıcı bloklar oluşturmak olmadığını belirten Erdoğan, bunun yerine egemenlik, toprak bütünlüğü, karşılıklı güven ve ortak çıkarlara dayalı bölgesel iş birliği düzeni kurulmasını savunduklarını kaydetti.
Bu yaklaşım, mülakatın tamamına yayılan “bölgesel sahiplenme” tezinin de temelini oluşturdu.
Güvenlik kadar ekonomi de masada
Cumhurbaşkanı Erdoğan, kurulmak istenen bölgesel düzenin yalnızca askerî ve siyasi güvenlikle sınırlı olmadığını; ekonomik kalkınma, enerji arz güvenliği ve uluslararası ticaretin devamlılığıyla doğrudan bağlantılı olduğunu söyledi.
Körfez güvenliğinin küresel ekonomi bakımından taşıdığı öneme işaret eden Erdoğan, enerji yollarından deniz ticaretine kadar çok geniş bir alanın bölgedeki istikrara bağlı bulunduğunu belirtti.
“Güvenlik ile ekonomik kalkınma birbirinden ayrı düşünülemez. Siyasi istikrar ve ekonomik kalkınmanın da at başı ilerlediğini hep ifade etmişimdir.”
Cumhurbaşkanı, Körfez’in istikrarını Asya, Avrupa ve Afrika arasındaki ekonomik bağlantıların güvenliği bakımından da stratejik bir mesele olarak değerlendirdi.
Hürmüz mesajı: Çözüm çatışmada değil diplomaside
Son dönemde enerji piyasaları ve küresel ticaret açısından tartışmaların odağında bulunan Hürmüz Boğazı da mülakatın önemli başlıkları arasında yer aldı.
Erdoğan, Hürmüz’ü yalnızca bölgesel değil, küresel öneme sahip stratejik bir geçiş noktası olarak tanımladı:
“Hürmüz Boğazı, küresel ekonominin adeta atar damarlarından biri olduğunu kanıtladı.”
Cumhurbaşkanı, boğazda gerilimin düşürülmesi ve uluslararası ticaretin güvenli biçimde sürdürülmesi gerektiğini belirterek Türkiye’nin yaklaşımını diplomasi üzerinden ortaya koydu:
“Hürmüz’de ya da Ukrayna’da, Filistin’de kalıcı çözümün yolu çatışmadan değil, diplomasiden geçiyor.”
Suudi Arabistan ile “stratejik ilişki” vurgusu
Erdoğan, Türkiye–Suudi Arabistan ilişkilerini de dönemsel gelişmelerle sınırlı olmayan uzun vadeli stratejik bir ilişki olarak tanımladı.
Siyasi diyaloğun yanında ticaret, yatırım, savunma sanayii, enerji ve turizm alanlarında iş birliğinin ilerletildiğini belirten Cumhurbaşkanı, Mekke Anlaşması’nın özellikle savunma alanındaki ilişkileri daha ileri bir seviyeye taşımasını beklediklerini ifade etti.
Bu çerçevede Ankara’nın Riyad ile ilişkilerini yalnızca ikili ekonomik ilişkiler üzerinden değil, Orta Doğu’nun gelecekteki güvenlik ve istikrar mimarisinin temel unsurlarından biri olarak ele aldığı görülüyor.
Lübnan: İsrail’e açık eleştiri, egemenliğe güçlü vurgu
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Lübnan konusunda kullandığı ifadeler de dikkat çekti.
Lübnan’ın egemenliğinin, siyasi birliğinin ve toprak bütünlüğünün korunması gerektiğini belirten Erdoğan, ülkenin dış güçlerin rekabet alanına dönüşmesine karşı olduklarını söyledi.
İsrail’e yönelik yaklaşımını ise açık ifadelerle ortaya koydu:
“Saldırgan ve yayılmacı politikaları bölgedeki temel sorunu teşkil eden İsrail’in Lübnan’a yönelik saldırılarının ivedilikle sona erdirilmesi gerekmektedir.”
Erdoğan, Lübnan’da ateşkes sağlanmasına yönelik görüşmeleri olumlu karşıladıklarını, Türkiye’nin ülkenin kurumlarının güçlendirilmesine ve istikrara kavuşmasına yönelik teknik destek ve iş birliğine hazır olduğunu da kaydetti.
Suriye konusunda iki temel kırmızı çizgi
Mülakatta kamuoyunun yakından takip ettiği bir diğer konu Suriye’deki yeni dönem oldu.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Suriye’de yaşanan değişimi halkın kendi geleceğini belirlemesi bakımından “tarihî bir dönüm noktası” olarak değerlendirdi. Ankara’nın Suriye’nin toprak bütünlüğü, siyasi birliği ve egemenliğini desteklemeye devam edeceğini belirten Erdoğan, Türkiye’nin millî güvenliği konusunda ise açık bir sınır çizdi:
“Suriye’nin kuzeyinde veya başka herhangi bir bölgesinde Türkiye’nin güvenliğini tehdit edecek yapılara da müsaade etmeyeceğiz. Suriye’nin toprak bütünlüğü bizim için ne kadar önemliyse, Türkiye’nin millî güvenliği de o derece önemli.”
Erdoğan’ın bu sözleri, Ankara’nın Suriye politikasındaki iki temel yaklaşımını birlikte ortaya koydu: Suriye’nin toprak bütünlüğünün korunması ve Türkiye’ye yönelik güvenlik tehdidine izin verilmemesi.
Cumhurbaşkanı ayrıca Aralık 2024 sonrasındaki dönemde Suriye’de güvenlik koşulları, ekonomik kalkınma zemini ve toplumsal uzlaşma bakımından ilerleme kaydedildiği değerlendirmesinde bulundu. Türkiye’nin Suriye’nin yeniden yapılanması için bölgesel ve uluslararası ortaklarla çalışmaya devam edeceğini söyledi.
Erdoğan: “Yeni sayfa yeni acılarla yazılmamalı”
Suriye bölümündeki mesajını bölgenin geneline yayılan siyasi bir çağrıyla tamamlayan Erdoğan:
“Suriye’de yeni bir sayfa açılmışken, bu sayfanın yeni acılarla değil, barış, kardeşlik, egemenlik ve ortak gelecek anlayışıyla yazılması gerekir.”
ifadelerini kullandı.
Duran: “Türkiye’nin kapsayıcı vizyonunu bir kez daha ifade etti”
Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Burhanettin Duran da Erdoğan’ın Şarku’l Avsat’a verdiği mülakatı NSosyal hesabından değerlendirdi.
Duran, mülakatın Türkiye’nin bölgenin geleceğine ilişkin yaklaşımını açık şekilde ortaya koyduğunu belirterek, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Türkiye’nin güçlü iradesini ve kapsayıcı vizyonunu bir kez daha açık biçimde ifade ettiğini” söyledi.
Duran’ın değerlendirmesinde özellikle Mekke Ortak Savunma Anlaşması’nın niteliğine ilişkin tartışmalara cevap niteliği taşıyan ifadeler öne çıktı:
“‘Bölgenin meselelerini bölgenin kendi aktörleri çözmelidir’ anlayışıyla şekillenen Mekke Ortak Savunma Anlaşması; herhangi bir ülkeyi hedef alan bir bloklaşmanın değil, barışı, istikrarı, dayanışmayı ve kolektif caydırıcılığı esas alan stratejik bir iradenin tezahürüdür.”
Duran, Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan tarafından atılan adımın “Birimizin güvenliği hepimizin güvenliğidir” anlayışını somutlaştırdığını belirtti.
Dışarıdan reçete yerine bölgesel sahiplenme
İletişim Başkanı Duran’a göre Erdoğan’ın mülakatında öne çıkan temel yaklaşım; dışarıdan belirlenen çözüm modelleri yerine bölge ülkelerinin kendi gelecekleri üzerinde daha fazla söz sahibi olması.
Duran bu çerçeveyi, bölgesel sahiplenme, diplomasi, diyalog ve iş birliği kavramları üzerinden değerlendirdi.
Körfez’den Hürmüz’e, Lübnan’dan Suriye’ye kadar uzanan geniş coğrafyada Türkiye’nin egemenliğe ve toprak bütünlüğüne saygı temelinde; güvenlik, kalkınma ve refahın birlikte güçlendirildiği bir bölgesel düzeni savunduğunu belirtti.
Duran açıklamasında Türkiye’nin rolünü de şu çerçevede tanımladı:
“Türkiye, bölgesinde edilgen bir seyirci değil; barışın tesisi için inisiyatif alan, güven üreten ve sorumluluk üstlenen güçlü bir aktördür.”
İletişim Başkanı, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ortaya koyduğu yaklaşımı Orta Doğu’nun geleceğinin çatışma ve istikrarsızlık yerine barış, kardeşlik, egemenlik ve ortak gelecek iradesiyle şekillendirilmesine yönelik bir çağrı olarak değerlendirdi.
Mülakattan çıkan siyasi çerçeve
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın açıklamaları birlikte değerlendirildiğinde Ankara’nın bölgesel politikasında öne çıkardığı çerçeve; bölgesel sorunlarda bölgesel sahiplenme, dışlayıcı olmayan güvenlik mekanizmaları, kolektif caydırıcılık, diplomasi, ülkelerin egemenliği ve toprak bütünlüğü, ekonomik kalkınmayla birlikte güvenlik ve Türkiye’nin millî güvenliğinin korunması başlıklarında toplanıyor.
Mekke Ortak Savunma Anlaşması’nın İran veya başka bir ülkeye karşı oluşturulmuş askerî blok olup olmadığı yönündeki tartışmaya Erdoğan açık biçimde “hiçbir ülkeyi hedef almıyoruz” cevabını verirken; Suriye konusunda toprak bütünlüğünün korunması ile Türkiye’ye yönelik güvenlik tehdidinin engellenmesini aynı politikanın iki vazgeçilmez unsuru olarak ortaya koydu. Hürmüz konusunda diplomasi, Lübnan konusunda egemenlik ve ateşkes, Körfez konusunda ise güvenlikle ekonomik refah arasındaki bağlantı öne çıkarıldı.
Mülakat ve ardından İletişim Başkanı Duran tarafından yapılan değerlendirme, Ankara’nın Orta Doğu’ya ilişkin yaklaşımını yalnızca mevcut krizlere verilecek cevaplar üzerinden değil, daha kalıcı ve kurumsal bir bölgesel düzen arayışı üzerinden tarif ettiğini gösteren kapsamlı bir siyasi çerçeve ortaya koydu.
Kaynak: Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı – Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Şarku’l Avsat mülakatı ve İletişim Başkanı Burhanettin Duran’ın 12 Ağustos 2026 tarihli değerlendirmesi.
YORUM YAP