HABERLER

G[A]
01 Ağustos 2026 15:05 | Son Güncelleme: 02 Ağustos 2026 23:25

Bahçeli: “Türk ve Türkiye Yüzyılı” için egemen devlet, millî üretim ve savunmada kurumsallaşma şart

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, “Türk ve Türkiye Yüzyılı” tasavvurunun ikinci, üçüncü ve dördüncü dayanaklarını; “bölgede egemen devlet olmak”, “millî üretim ve ekonomik bağımsızlık” ile “silah ve savunma sanayisinin tam kurumsallaşması” başlıkları altında açıkladı. Türkiye’nin jeopolitik konumunu tarihsel tecrübesiyle birlikte değerlendirmesi gerektiğini belirten Bahçeli, üretim gücü ile enerjide ve savunma sanayisinde bağımsızlığın egemen devlet olmanın temel şartları arasında bulunduğunu söyledi.

Ankara – GA Dijital Haber Portalı / Politika Haberleri- Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, “Türk ve Türkiye Yüzyılı’nın Dayanakları” başlıklı röportaj dizisinin ikinci bölümünde Türkiye’nin bölgesel egemenlik, millî üretim, ekonomik bağımsızlık ve savunma sanayisi alanlarındaki hedeflerine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

TÜRKGÜN’de yayımlanan röportajın ikinci bölümünde Bahçeli, Türkiye’nin bulunduğu coğrafyada varlığını güçlü biçimde sürdürebilmesinin, gelişmeler karşısında alternatif politikalar üretebilen ve kendi ihtiyaçlarını karşılayabilen egemen bir devlet olmasına bağlı olduğunu ifade etti.

MHP Genel Başkan Başdanışmanı Prof. Dr. Muhammet Hanifi Macit tarafından gerçekleştirilen röportajda Bahçeli, “Türk ve Türkiye Yüzyılı” tasavvurunun ikinci dayanağını “bölgede egemen devlet olmak”, üçüncü dayanağını “millî üretim ve ekonomik bağımsızlık”, dördüncü dayanağını ise “silah ve savunma sanayisinin tam kurumsallaşması” olarak sıraladı.

Röportaj dizisinin ilk bölümünde Bahçeli’nin devlet, hukuk, adalet ve “Türkçe Dünya Kurma İdeali”ne ilişkin açıklamaları, Gazete Ankara Dijital Haber Portalı’nda “Bahçeli’den ‘Türk ve Türkiye Yüzyılı’ vizyonu: Devlet, adalet ve Türkçe dünya vurgusu” başlığıyla yayımlanmıştı.

İkinci dayanak: Bölgede egemen devlet olmak

“Türk ve Türkiye Yüzyılı” tasavvurunun ilk dayanağının “Türkçe Dünya Kurma İdeali”, ikinci dayanağının ise “bölgede egemen devlet olmak” olduğunu belirten Bahçeli, egemen devleti; kendi bölgesinin iradesini elinde bulunduran, bölgesel gelişmelerde söz sahibi olabilen ve alternatif politikalar geliştirebilen devlet olarak tanımladı.

Bahçeli, siyasal coğrafyasını tarihsel tecrübesiyle birleştirerek jeopolitik hamleler bakımından güç unsuruna dönüştürebilen devletin egemen devlet niteliği kazanacağını söyledi.

Türkiye’nin hem coğrafi konumunun hem de tarihsel birikiminin, bulunduğu bölgede egemen bir devlet olma sorumluluğunu beraberinde getirdiğini vurgulayan Bahçeli, şu değerlendirmeyi yaptı:

“Egemen devlet, dünya üzerinde kendi bölgesinin egemen iradesini elinde bulunduran, bu bölgede söz sahibi olan ve alternatif politikalar geliştirebilen devlet anlamına gelmektedir. Siyasal coğrafyasını tarihsel tecrübesiyle jeopolitik hamleler bağlamında bir güç unsuru olarak kullanabilen devlet, egemen devlettir.”

Türkiye’nin coğrafyası fırsatlar kadar riskler de barındırıyor

Bahçeli, Türkiye’nin mevcut konumunun Karadeniz’den Kafkasya’ya, Orta Doğu’dan Akdeniz’e ve Balkanlar’a kadar uzanan geniş bir alanda önemli jeopolitik fırsatlar sunduğunu, bunun yanında çeşitli risk ve tehditleri de beraberinde getirdiğini belirtti.

Türkiye’nin bu coğrafyada ancak egemen bir devlet olması hâlinde risk ve tehditleri etkisizleştirebileceğini ifade eden Bahçeli, bölgesel siyasi ve toplumsal gelişmelere göre hareket edebilme imkân ve kabiliyetinin de bu güçle kazanılabileceğini kaydetti.

Güçlü siyasi iradelerin devlet ve millet açısından “büyük resmi” görerek ülkelerinin geleceğini buna göre planladığını belirten Bahçeli, egemen devlet olmanın küresel sistemde yaşanan dönüşümün doğurduğu belirsizliklere karşı hazırlıklı bulunmayı sağlayacağını ifade etti.

Bahçeli’ye göre Türkiye, küresel sistemdeki dönüşümle eş zamanlı olarak kendi dönüşümünü gerçekleştirmeli; jeopolitik ve stratejik konumunu sürdürülebilir, istikrarlı ve uzun vadeli bir büyük strateji doğrultusunda kullanmalı.

“Türkiye kapsamlı bir yol haritasıyla hareket etmeli”

Türkiye’nin bölgede öngörülebilirliği ve istikrarı sağlayacak kapsamlı bir yol haritasına ihtiyaç duyduğunu belirten Bahçeli, küresel sistemdeki dönüşümlerin ve değişen jeopolitik dengelerin Türk dış politikası bakımından oluşturduğu risk ve fırsatların alternatifli biçimde değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.

Bahçeli şöyle konuştu:

“Bunun için Türkiye, egemen devlet olarak bölgede öngörülebilirlik ve istikrar açısından kapsamlı bir yol haritası ile hareket ederken geniş çaplı sistem analizi yapmalı, her zaman hangi süreçlerde nasıl bir yol haritası takip edeceğini bilmelidir.”

Bahçeli, Türkiye’nin içinde bulunduğu coğrafyanın böyle bir yaklaşımı gerekli olmanın ötesinde zorunlu hâle getirdiğini ifade etti.

Karadeniz’den Orta Doğu’ya uzanan gelişmeler

Karadeniz’in kuzeyindeki Rusya-Ukrayna Savaşı, İsrail’in Filistin’e yönelik tutumu ile İsrail, ABD ve İran arasındaki çatışma sürecinin Türkiye üzerindeki etkileri göz ardı edilerek değerlendirilemeyeceğini belirten Bahçeli, Kafkasya ve Balkanlar’daki etnik ve kimlik temelli çatışmaların da Türkiye’nin ilgisiz kalabileceği konular olmadığını söyledi.

Türkiye’nin bu bölgelerle yalnızca coğrafi yakınlık veya sınır ilişkisi nedeniyle değil, aynı zamanda tarihsel ve kültürel bağları dolayısıyla ilgilenmek durumunda olduğunu kaydeden Bahçeli, bu çerçevede “gönül coğrafyası” kavramına dikkati çekti.

Millî sınırlar ve gönül coğrafyası

Türkiye Cumhuriyeti’nin millî sınırları ile gönül coğrafyasının hudutlarının farklı tarihsel tecrübelere ve gerçeklere işaret ettiğini belirten Bahçeli, kardeş ve akraba topluluklarla kurulan ilişkilerin ortak hatıralara dayandığını ifade etti.

Gönül coğrafyasının tarihî hatıraları, ortak tecrübeleri ve geçmişten süzülerek gelen deneyimleri kapsadığını belirten Bahçeli, bu bağların ülkeler ve toplumlar arasındaki ilişkileri kolaylaştırmasının yanı sıra diyaloğu daha etkin, kalıcı ve çözüm üretici hâle getirdiğini söyledi.

Bahçeli, formel olmayan bu ilişki biçiminin de Türkiye’nin egemen devlet olma vizyonunun önemli eşiklerinden birini meydana getirdiğini kaydetti.

Soydaşlık ve dindaşlık bağlarının bulunduğu coğrafyalara sırt çevrilemeyeceğini ifade eden Bahçeli, geçmişe ilişkin ortak hikâyeler kadar geleceğe yönelik benzer arzuların da müşterek bir mefkûreye sahip olunduğunu gösterdiğini belirtti.

“Türkiye mefkûresi olan bir devlettir”

Egemen devlet olmanın önemli unsurlarından birinin, milletin ortak bir mefkûre etrafında buluşturulması olduğunu dile getiren Bahçeli, devletin hedeflerinin toplum tarafından benimsenmesinin egemenliği güçlendireceğini söyledi.

Bahçeli şunları kaydetti:

“Mefkûre bir millete yaşama arzusu katar ve ruh verir. Devletin egemenliğini güçlendirir, yaşama ve gelişme arzusunu pekiştirir. Türkiye mefkûresi olan bir devlettir. Türk milleti de yüksek idealleri olan bir millettir.”

Üretim, enerji ve savunmada bağımsızlık

Egemen devletin kendi ihtiyaçlarından daha fazlasını üretebilen ve ürettiği değerler için pazarlar oluşturabilen devlet olduğunu belirten Bahçeli, enerjide bağımsızlığın da egemenliğin temel şartları arasında bulunduğunu ifade etti.

Kendi enerji ihtiyacını karşılayabilen ve enerji teknolojisini üretebilen devletlerin daha esnek hareket etme kabiliyetine sahip olduğunu kaydeden Bahçeli, dünyadaki güç mücadelelerinin en önemli alanlarından birinin enerji olduğunu söyledi.

Bahçeli, egemen devletin silah ve savunma sanayisi alanında kendi ihtiyacını üretebilmesi ve ordusunu çağın teknolojik gelişmeleri doğrultusunda güncelleyebilmesi gerektiğini de belirtti.

Üçüncü dayanak: Millî üretim ve ekonomik bağımsızlık

Bahçeli, “Türk ve Türkiye Yüzyılı” tasavvurunun üçüncü dayanağını “millî üretim ve ekonomik bağımsızlık” olarak açıkladı.

Devletin yalnızca yöneten ile yönetilen arasındaki ilişkiyi düzenleyen bir yapı olmadığını belirten Bahçeli, bireylerin güvenlik içinde yaşayabilmesi, kendisini geliştirebilmesi, geçimini sağlayabilmesi ve temel haklarından yararlanabilmesi için devlet düzenine ihtiyaç duyduğunu ifade etti.

Devlet-birey ilişkisinin karşılıklı görev ve sorumluluklara dayandığını vurgulayan Bahçeli, bu görev ve sorumlulukların gerektiği biçimde yerine getirildiği toplumlarda huzur, refah ve gelişimin süreklilik kazanacağını söyledi.

Gelecek nesiller için “üretim gücü” kurulmalı

Devletin huzuru, refahı ve güvenliği sağlamanın; temel hak ve özgürlükleri korumanın yanında üretim faaliyetlerinin kurulmasını sağlamakla da sorumlu olduğunu belirten Bahçeli, üretimin yalnızca uluslararası rekabet bakımından değerlendirilmemesi gerektiğini ifade etti.

Bahçeli, gelecek kuşakların da yararlanabileceği kalıcı bir üretim kapasitesinin oluşturulmasının önemini şu sözlerle anlattı:

“Huzur, refah ve güvenliği tesis etmek, insan ilişkilerini düzenlemek, temel hak ve özgürlükleri korumak dışında devletin asli görevlerinden birisi de üretim faaliyetinin kurulmasını sağlamaktır. Bu sadece diğer ülkelerin sanayileriyle rekabet edebilmek için değil, aynı zamanda gelecek nesillerin yararlanabileceği bir ‘üretim gücünün’ kurulması için de önemlidir.”

Millî ekonomi olmadan tam bağımsızlık mümkün değil

Bir ülkenin vatandaşlarının ihtiyaçlarını ağırlıklı olarak yabancı mallarla karşılamasının millî ekonominin gelişmesini engelleyeceğini savunan Bahçeli, gelişmiş bir millî ekonomi olmaksızın tam bağımsızlıktan söz edilemeyeceğini belirtti.

Bağımsızlığın millî devletin en temel esaslarından biri olduğunu söyleyen Bahçeli, Türk devletinin ve milletinin tarih boyunca bağımsızlık için mücadele ettiğini; millî üretim ve gelişmiş bir millî ekonominin de bu ülkü doğrultusunda sürekli geliştirilmesi gereken hedefler olduğunu ifade etti.

Bahçeli, bunun gerçekleştirilebilmesi için devletin üretimde aktif rol üstlenmesi gerektiğini kaydetti.

Devletin ekonomik hayattaki rolü

Serbest ticaret anlayışının devletin ekonomik alandan tamamen çekilmesi şeklinde yorumlanmaması gerektiğini belirten Bahçeli, kapitalist sistemin ortaya çıkardığı sorunların modern liberal anlayışı da devlet müdahalesinin belirli ölçülerde gerekliliğini kabul etmeye yönelttiğini söyledi.

Gelişmiş ülkelerde devletin üretim ve ekonomik faaliyetlerden tamamen uzaklaştığı bir örnek bulunmadığını dile getiren Bahçeli, daha büyük ekonomik gücün daha büyük siyasi güç anlamına geldiğini ifade etti.

Bahçeli, burada amaçlanan yaklaşımın devletin ekonomik alanı bütünüyle siyasi ilişkilerin denetimine açması veya baştan sona yeniden tasarlaması olmadığını belirtti. Üretimin bilgi ve değer üretiminden ayrı düşünülemeyeceğini kaydeden Bahçeli; hukuk, güven ortamı ve akla yatırım olmaksızın kalıcı bir üretim yapısının kurulamayacağını söyledi.

Üretimde liyakat, uzmanlık ve denetim vurgusu

Devletin üretim faaliyetinin ülkeye yük oluşturduğu yönündeki değerlendirmeleri eleştiren Bahçeli; denetlenmeyen, liyakat ve uzmanlığın gözetilmediği, iş sağlığı ve iş hukukunun geliştirilemediği üretim faaliyetlerinin zarar etmeye mahkûm olduğunu ifade etti.

Bahçeli, üretim faaliyetlerinin bu tür sorunlar üzerinden bütünüyle eleştirilmesini politik propaganda olarak nitelendirerek şu değerlendirmede bulundu:

“Üreten; güçlü, hâkim ve aktör, yani bağımsızdır. Tüketen; her politik baskıya açık, zayıf ve yönlendirilebilir, yani bağımlıdır.”

“İlerlemenin yolu kendine yetebilmekten geçiyor”

Türkiye’nin tarihsel köklerinin bağımsızlık anlayışı bakımından en büyük referans kaynağı olduğunu belirten Bahçeli, ilerlemenin, gelişmişliğin ve bağımsızlığın dış etkiler altında kalmadan kendine yetebilmekten geçtiğini söyledi.

Göktürk Kitabeleri’ndeki bağımsızlık vurgularına ve Şeyh Edebali’nin “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın” sözlerine işaret eden Bahçeli, Türk toplumunun birlik ve bütünlüğü önceleyen bir değer sistemine sahip olduğunu kaydetti.

Güçlü ekonomi ve millî üretimin devlet-millet dayanışmasının ürünü ve bağımsızlığın garantörlerinden olduğunu belirten Bahçeli, tecrübelerin devletin üretim faaliyetlerinden tamamen çekilmemesinin önemini gösterdiğini ifade etti.

Savunma sanayisi millî üretimin güçlü basamağı

Türkiye Cumhuriyeti’nin millî üretimin geliştirilmesi yönünde önemli adımlar attığını belirten Bahçeli, savunma sanayisinde ulaşılan seviyeyi bunun en açık göstergelerinden biri olarak değerlendirdi.

Savunma sanayisindeki gelişmelerin daha büyük millî üretim atılımları için güçlü bir temel oluşturduğunu söyleyen Bahçeli, devletin bu alandaki kararlılığının tarihsel bağımsızlık ülküsüyle ve devlet-millet bütünlüğüyle bağlantılı olduğunu ifade etti.

Bahçeli, konuya ilişkin daha kapsamlı değerlendirmeler için MHP Genel Merkezi tarafından hazırlanan “İstikrar, Ahlak ve Refah Temelli Kalkınma Vizyon Belgesi”ne işaret etti.

Dördüncü dayanak: Savunma sanayisinin tam kurumsallaşması

Bahçeli, “Türk ve Türkiye Yüzyılı” tasavvurunun dördüncü dayanağını “silah ve savunma sanayisinin tam kurumsallaşması” olarak açıkladı.

Türkiye’nin Cumhuriyet tarihi boyunca savunma sanayisine farklı düzeylerde yatırım yaptığını ancak geçmiş dönemlerde arzu edilen bağımsızlığın sağlanamadığını belirten Bahçeli, bugün bu alanda ciddi gelişmeler yaşandığını ve güçlü devlet desteğinin bulunduğunu söyledi.

Savunma sanayisindeki gelişmelerin kesintisiz biçimde devam etmesi gerektiğini vurgulayan Bahçeli, politikaların istikrarlı hâle getirilmesinin ve kırılganlığa izin vermeyen siyasi duruşun korunmasının önem taşıdığını ifade etti.

Kurumsallaşma üretimde süreklilik sağlayacak

Kurumsallaşmanın sistem, düzen, sorumluluk ve devamlılık anlamına geldiğini belirten Bahçeli, devlet desteğiyle belirli bir sistematiğe göre işleyen yapının üretimde kesintisizliği, güncel gelişmelerin takibini ve sürekli ilerlemeyi sağlayacağını kaydetti.

Türk tarihinden Mete Han’ın orduyu onluk sisteme göre düzenlemesini kurumsal aklın önemli örneklerinden biri olarak gösteren Bahçeli, savunma alanında kurulan düzenli yapının askerî üretimi ve başarıyı beraberinde getirdiğini belirtti.

Tarihsel tecrübelerden yararlanarak günümüz şartlarına uygun bir savunma sanayisi istikrarı ve tam bağımsızlık oluşturulabileceğini söyleyen Bahçeli, bu alandaki kazanımların günlük siyasi tartışmaların dışında tutulmasını istedi.

“Savunma sanayisi siyasi değişikliklerden etkilenmemeli”

Savunma sanayisinde tam kurumsallaşmanın politik ihtilaflardan ve tartışmalardan bağımsız bir yapı oluşturmak anlamına geldiğini belirten Bahçeli şöyle konuştu:

“Savunma sanayisinde tam kurumsallaşma demek, bütün politik ihtilaflardan ve tartışmalardan bağımsız bir durumda konumlanmak demektir. Yine hiçbir politik istikrarsızlıktan ve yürütmedeki değişikliklerden etkilenmeyecek bir kurumsal statüye ve güce kavuşmak anlamına gelmektedir.”

Bahçeli, Türkiye’nin ortak ve uzun vadeli meseleleriyle günlük siyasetin konularının sağlıklı biçimde birbirinden ayrılması gerektiğini belirterek, kısa vadeli siyasi menfaatler uğruna büyük kazanımların ve güçlü gelecek imkânının feda edilmemesi gerektiğini ifade etti.

Robotik, yapay zekâ ve siber savaş dönemi

Dünya ordularının teknoloji rekabetinde geri kalmamak için yeni hamleler yaptığını belirten Bahçeli, robotik sistemler, yapay zekâ ve siber savaşın savunma alanındaki yeniliklerin ön saflarında yer aldığını söyledi.

Hipersonik sistemler ve füzeler, yönlendirilmiş enerji silahları, elektronik harp sistemleri ve kuantum teknolojilerinin bu alandaki gelişmelere örnek oluşturduğunu belirten Bahçeli, Türkiye’nin de mevcut kazanımların devamı için önemli adımlar attığını ifade etti.

Bu tarihî adımların gelecek nesiller bakımından sürdürülebilir olmasının kurumsallaşmayla mümkün olacağını vurgulayan Bahçeli, savunma sanayisindeki atılımların Türkiye’ye tarihsel aklına dayalı bir üretim stratejisi sunduğunu kaydetti.

“KAAN ve KIZILELMA yalnızca teknolojik kazanım değil”

KAAN ve KIZILELMA’nın yalnızca savunma teknolojisindeki ilerlemeyi temsil etmediğini belirten Bahçeli, bu isimlerin Türkiye’nin üretme kapasitesi, tarihsel tecrübesi ve dil dünyasıyla doğrudan bağlantılı olduğunu ifade etti.

Bahçeli şunları söyledi:

“KAAN veya KIZILELMA sadece teknolojik bir kazanım değildir. Kavramlar ve adlandırmalar, üreten olma potansiyelimiz ve gerçeğimiz ile doğrudan alakalıdır. Savunma ve silah sanayisinde attığımız her adım bizi kendi tecrübemize, geçmişimize ve dil dünyamıza daha fazla yaklaştırmaktadır.”

Bir nesnenin adının ancak onu üretene ait olabileceğini belirten Bahçeli, savunma sanayisinde üretim kadar Türkçe adlandırma konusunda da istikrar sağlanmasının ikinci yüzyıl mefkûresi bakımından önem taşıdığını söyledi.

Tarihsel strateji ile günümüz teknolojisinin bütünleşmesi

Savunma sanayisindeki ilerlemenin tarihsel köklerle olan bağın güçlendirilmesini gerektirdiğini belirten Bahçeli, Türkistan’dan Osmanlı’ya kadar farklı dönemlerde uygulanan Turan Taktiği ile Türk devletlerinin geliştirdiği askerî araç ve stratejileri örnek gösterdi.

Günümüzün savunma stratejilerinin robotik, yapay zekâ, siber savaş, elektronik harp ve diğer ileri teknolojilerle bütünleşmiş bir sanayi altyapısını gerektirdiğini ifade eden Bahçeli, KAAN gibi projelerin tarihsel birikim ile çağdaş teknolojinin birleşmesinin somut örnekleri olduğunu belirtti.

“Güçlü ülke yolundaki adımlar barış hedefine yöneliktir”

Türk milletinin tarih boyunca bağımsızlığı için mücadele ettiğini belirten Bahçeli, askerî stratejilerin ve gelişmiş silahların yanında bunları kullanma kabiliyetinin, inancın ve medeniyet değerlerinin de kazanılan zaferlerde belirleyici olduğunu söyledi.

Kurtuluş Savaşı’nı bu tarihsel ruhun son büyük örneği olarak değerlendiren Bahçeli, günümüzde savunma sanayisinde gerçekleştirilen atılımların da aynı anlayışla yürütüldüğünü ifade etti.

Bahçeli, Türkiye’nin güçlü ve gelişmiş bir ülke olma yolunda attığı adımların aynı zamanda bölgede ve dünyada barışı tesis etme amacını taşıdığını belirterek, Mustafa Kemal Atatürk’ün “Yurtta sulh, cihanda sulh” anlayışıyla Türkiye’nin bugün ve gelecekte öncü olma yolunda ilerlediğini kaydetti.

Savunma sanayisinin tam kurumsallaşmasının, geçmişle kurulan bağ ile günümüz teknolojisinin gereklerini bütünleştiren temel basamaklardan biri olduğunu belirten Bahçeli’nin “Türk ve Türkiye Yüzyılı’nın Dayanakları”na ilişkin açıklamalarının yeni bölümlerle devam edeceği bildirildi.

TÜRKGÜN haberi: Bilge Güler
Röportaj: Prof. Dr. Muhammet Hanifi Macit – MHP Genel Başkan Başdanışmanı
Haberin düzenlenmesi: GA Dijital Haber Merkezi / Politika Haberleri

Kaynak: TÜRKGÜN – Türk ve Türkiye Yüzyılının Dayanakları-2: Egemen devlet olmak şart

Önceki haber: Bahçeli’den “Türk ve Türkiye Yüzyılı” vizyonu: Devlet, adalet ve Türkçe dünya vurgusu

Dr. Oğuz POYRAZOĞLU

Dr. Oğuz POYRAZOĞLU

Gazete Ankara Dijital Haber Portalı POLİTİKA

YORUM YAP

Yorumu Gönder

YORUMLAR (0)