OECD 2026 Raporundan Türkiye'ye Kritik Uyarı: Bölgesel Eşitsizlik, Göç ve Verimlilik Gündemde
Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütünün (OECD) Bölgelere ve Şehirlere Genel Bakış 2026 raporu, ülkeler arasındaki gelişmişlik farklarının yanı sıra aynı ülke içindeki şehirler ve bölgeler arasındaki eşitsizlikleri de ortaya koydu. Türkiye, bölgesel verimlilik artışı farklılıklarının belirgin olduğu ülkeler arasında gösterildi. Rapora göre Türkiye'de nüfusun yüzde 21,3'ü, 2018–2024 döneminde kişi başına ekonomik büyüme performansı ülke ortalamasının belirgin biçimde altında kalan büyük bölgelerde yaşıyor. Büyük metropollere yönelen iç göç, yapay zekâya erişimdeki farklılıklar, konut maliyetleri ve iklim riskleri ise bölgesel kalkınma politikalarının önemini artırıyor.
ANKARA – GAZETE ANKARA DİJİTAL HABER PORTALI | GÜNDEM | EKONOMİ VE BÖLGESEL KALKINMA | GAZETE ANKARA ÖZEL HABER – Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütünün (OECD) yayımladığı OECD Regions and Cities at a Glance 2026 başlıklı rapor, ekonomik büyümenin ülkelerin bütün şehirlerine ve bölgelerine aynı ölçüde yansımadığını ortaya koydu.
Raporda; bölgesel rekabet gücü, iş gücü verimliliği, yapay zekâ, demografik dönüşüm, göç, konut, yaşam kalitesi, sosyal altyapı ve çevresel sürdürülebilirlik kapsamlı biçimde incelendi.
OECD'nin değerlendirmesi, özellikle başkentler ve büyükşehirlerde yoğunlaşan nitelikli iş gücü, yatırım, bilgi ve teknolojinin ekonomik büyümeyi desteklediğini; buna karşılık diğer bölgelerle gelişmişlik farklarını artırma riski taşıdığını gösteriyor.
Türkiye açısından öne çıkan bulgular ise üç önemli gelişmeye işaret ediyor: Bölgesel büyüme performansındaki farklılıklar, büyük metropollere yönelen nüfus hareketleri ve iklim değişikliğinin bölgeler üzerindeki eşitsiz etkileri.
Rapordaki verilere göre bu gelişmeler yalnızca ekonomik göstergeleri değil, vatandaşların istihdam olanaklarını, konuta erişimini, yaşam kalitesini ve yaşadıkları bölgelerin gelecekteki kalkınma kapasitesini de ilgilendiriyor.
Türkiye'de nüfusun yüzde 21,3'ü büyümenin gerisinde kalan bölgelerde
OECD raporunun Türkiye açısından en dikkat çekici bulgularından biri bölgesel ekonomik büyüme performansına ilişkin.
Rapora göre 2018–2024 döneminde incelenen 34 OECD ülkesindeki büyük bölgelerin yüzde 22'si, kendi ülkelerinin kişi başına gayrisafi yurt içi hasıla (GSYH) büyüme ortalamasının en az bir standart sapma altında performans gösterdi.
Bu bölgeler, incelenen ülkelerin toplam nüfusunun yaklaşık yüzde 15'ini barındırıyor.
Türkiye'de ise söz konusu düşük performanslı bölgelerde yaşayanların nüfus içindeki payı yüzde 21,3 olarak hesaplandı.

Bu veri, Türkiye nüfusunun yüzde 21,3'ünün ekonomik olarak küçülen bölgelerde yaşadığı anlamına gelmiyor. Ölçüm, bölgelerin kişi başına reel ekonomik büyüme hızlarının ulusal ortalamadan ne ölçüde ayrıştığını gösteriyor.
Dolayısıyla bir bölge ekonomik olarak büyümüş olsa bile ülke ortalamasından belirgin ölçüde daha yavaş büyüdüğünde bu grupta yer alabiliyor.
OECD ayrıca Türkiye'yi, bölgeler arasındaki iş gücü verimliliği artışı farklılıklarının görece yüksek olduğu ülkeler arasında değerlendiriyor.
Bu tablo, Türkiye'de kalkınmanın yalnızca ülke genelindeki büyüme oranıyla değil, büyümenin iller ve bölgeler arasında nasıl dağıldığıyla birlikte değerlendirilmesi gerektiğine işaret ediyor.
Büyük metropollere göç devam ediyor: Türkiye dikkat çeken ülkeler arasında
OECD raporunda Türkiye açısından öne çıkan bir diğer başlık ise iç göç hareketleri oldu.
Rapora göre Türkiye; Avusturya, Çekya, Macaristan, Japonya, Güney Kore, Meksika ve Polonya ile birlikte büyük metropol bölgelerine ülke içinden gelen nüfusun bu bölgelerden ayrılan nüfusu aştığı ülkeler arasında yer aldı.
Bu tespit, Türkiye'de büyükşehirlerin ekonomik ve sosyal çekim gücünü koruduğunu gösteriyor.
Buna karşılık Avustralya, Fransa, Almanya, İngiltere ve ABD gibi ülkelerde büyük metropollerden orta ölçekli kentlere ve çevre bölgelere yönelen nüfus hareketleri dikkat çekiyor.
OECD'nin değerlendirmesine göre 2005–2024 döneminde, verisi bulunan 33 ülkenin 31'inde metropol bölgelerin toplam nüfus içindeki payı arttı.
İncelenen ülkelerde metropol bölgelerin ortalama nüfus payı yüzde 69'dan yüzde 70,4'e yükselirken bu bölgelerde yaşayan nüfus yaklaşık 117 milyon kişi arttı.
Türkiye için iç göçe ilişkin değerlendirme, rapordaki veri kapsamına göre 2008–2024 dönemini içeriyor.
Bu bulgular, Türkiye'de bölgesel kalkınmanın büyükşehirlerin büyümesini yönetmenin yanı sıra orta ölçekli şehirlerin istihdam ve yaşam olanaklarını geliştirmeyi de gerektirdiğini gösteriyor.
Başkent bölgelerinde verimlilik artışı daha yüksek
OECD raporu, ülkelerin başkentlerini kapsayan bölgeler ile diğer bölgeler arasındaki iş gücü verimliliği farklılıklarını da ele aldı.
2018–2024 döneminde incelenen 34 OECD üyesi ve üyelik adayı ülkede, bölgeler bazında ortanca yıllık iş gücü verimliliği artışı şu şekilde gerçekleşti:
2018–2024 döneminde bölgesel ortanca büyüme oranları, yüzde. Türkiye'ye özel değil, incelenen ülkelerdeki bölgesel göstergelerdir.
Başkent bölgelerinde ortanca yıllık verimlilik artışı yüzde 0,86 olurken diğer bölgelerde yüzde 0,54 düzeyinde kaldı.
Bu farklılık, nitelikli insan kaynağının, yüksek katma değerli hizmetlerin, araştırma merkezlerinin ve teknoloji yatırımlarının belirli merkezlerde yoğunlaşmasının önemini ortaya koyuyor.
OECD'ye göre yalnızca istihdam sayısını artırmak, bölgeler arasındaki gelir farklılıklarını kapatmak için her zaman yeterli olmuyor. Üretimde verimlilik artışının da sağlanması gerekiyor.
Raporda ayrıca 2018–2024 döneminde büyük bölgelerdeki iş gücü verimliliği artışının yüzde 91'inin sektörler arasındaki istihdam kaymalarından değil, sektörlerin kendi içindeki verimlilik kazanımlarından kaynaklandığı belirtildi.
Bu sonuç, işletmelerde teknoloji kullanımının, üretim süreçlerinin iyileştirilmesinin ve çalışanların mesleki yetkinliklerinin geliştirilmesinin bölgesel kalkınmadaki rolüne işaret ediyor.
Yapay zekâ yeni bir bölgesel eşitsizlik alanı oluşturabilir
OECD'nin 2026 raporunda yapay zekâ ve teknolojik dönüşümün bölgesel etkileri özel olarak incelendi.
Rapora göre yükseköğrenim görmüş çalışanların daha yoğun bulunduğu bölgelerde üretken yapay zekâdan etkilenme potansiyeli de daha yüksek.
29 OECD ülkesini kapsayan karşılaştırmada, yükseköğrenimli çalışan oranı en yüksek bölgelerde istihdamın yüzde 52'si üretken yapay zekâya yüksek düzeyde maruz kalabilecek mesleklerden oluşuyor. Diğer bölgelerde bu oran yüzde 42.
OECD'nin kullandığı bu gösterge, işlerin yüzde 52'sinin ortadan kalkacağı anlamına gelmiyor. Görevlerin yapay zekâ yardımıyla daha kısa sürede gerçekleştirilebilme potansiyelini ölçüyor.
Rapor, teknoloji kullanımının verimlilik artışı sağlayabileceğine ancak gerekli becerilere, dijital altyapıya ve finansmana sahip olmayan bölgelerin dönüşümün gerisinde kalabileceğine dikkat çekiyor.
Yenilikçi yatırımlar belirli şehirlerde yoğunlaşıyor
OECD verilerine göre 2020–2024 döneminde incelenen 39 ülkenin 32'sinde girişim sermayesi yatırımlarının yarısından fazlası tek bir küçük bölgesel birimde toplandı.
2019–2024 döneminde ise verisi bulunan 31 ülkenin 27'sinde patent faaliyetlerinden en büyük payı ülkenin en büyük işlevsel kentsel alanı aldı.
Bu veriler, yenilikçilik ve teknoloji odaklı ekonomik faaliyetlerin büyük şehirlerde yoğunlaştığını gösteriyor.
Bununla birlikte OECD; Cambridge, Eindhoven, Daejeon ve Modena gibi orta ölçekli merkezlerin de nüfuslarına oranla güçlü patent performansı sergileyebildiğini belirtiyor.
Söz konusu örnekler, teknolojik gelişmenin yalnızca en büyük metropollerle sınırlı olmak zorunda olmadığını ortaya koyuyor.
Konut maliyetleri kentlerin rekabet gücünü etkiliyor
OECD raporunun gündeme taşıdığı önemli sorunlardan biri de büyükşehirlerde artan konut maliyetleri.
Verisi bulunan 23 OECD ülkesinde kent merkezlerindeki konut fiyatları, ulusal ortalamanın yüzde 27 üzerinde bulunuyor.
Araştırma, yüksek konut fiyatlarının yalnızca barınma sorununa yol açmadığını; iş gücü hareketliliğini, çalışanların istihdam olanaklarına erişimini ve işletmelerin büyüme kapasitesini de etkileyebildiğini gösteriyor.
OECD'de konut fiyatlarının ulusal ortalamaya göre durumu
Yerleşim türüne göre konut fiyat farkı, yüzde. 23 OECD ülkesine dayanan karşılaştırma.
OECD'nin değerlendirmesinde, yüksek konut talebiyle karşılaşan büyük şehirlerde yeni konut arzının nüfus artışına yeterince hızlı karşılık veremediği vurgulanıyor.
Konut fiyatları ile hane gelirleri arasındaki dengenin bozulması, özellikle genç çalışanlar, öğrenciler ve yeni iş arayanlar açısından şehirlerin erişilebilirliğini azaltabiliyor.
Bu nedenle konut politikalarının ulaşım, istihdam ve bölgesel planlamayla birlikte ele alınması gerektiği belirtiliyor.
İklim değişikliği: Türkiye sıcaklık artışının belirgin olduğu ülkeler arasında
OECD'nin çevre bölümünde Türkiye'ye ilişkin önemli bir bulgu daha yer alıyor.
Rapora göre 2021–2025 dönemindeki ortalama hava sıcaklıkları, 1981–2010 referans dönemiyle karşılaştırıldığında OECD büyük bölgelerinde ortalama 1,07 derece arttı.
İncelenen bölgelerin yaklaşık beşte birinde sıcaklık artışı 1,5 dereceyi aştı.
Türkiye, Norveç ve Kanada'nın kuzey bölgeleriyle birlikte sıcaklık artışının yüksek olduğu coğrafyalar arasında anıldı.
OECD, sıcaklık artışının yalnızca çevresel bir sorun olmadığını; tarımsal üretim, su kaynakları, enerji sistemleri, sağlık hizmetleri ve yerel altyapı üzerinde de etkiler oluşturabileceğini belirtiyor.
Yaşlanan nüfusla birlikte sıcaklık riski büyüyor
Raporda, yaşlı nüfus oranının yüksek olduğu ve yılda bir aydan fazla güçlü sıcaklık stresi yaşanan OECD büyük bölgelerinin sayısının 1981–2010 dönemindeki 16'dan 2021–2025 döneminde 74'e yükseldiği kaydedildi.
Bu gelişme, sıcaklık risklerinin yaşlanan nüfusla birleştiği bölgelerde sağlık ve sosyal bakım hizmetlerinin önemini artırıyor.
Rapordaki bölgesel sıcaklık artışları, küresel sanayi öncesi dönem sıcaklık hedefleriyle aynı referans dönemine dayanmıyor. Bu nedenle göstergelerin birbirine karıştırılmaması gerekiyor.
OECD'den hükümetlere yerel koşullara uygun politika çağrısı
OECD Genel Sekreteri Mathias Cormann, raporun değerlendirme yazısında güçlü bölgelerin daha güçlü ekonomiler oluşturduğunu vurgulayarak hükümetlerin farklı bölgelerin ihtiyaçlarına göre politika geliştirmesi gerektiğini belirtti.
Raporda, nüfusu hızla büyüyen şehirlerin öncelikleriyle nüfus kaybeden bölgelerin önceliklerinin aynı olamayacağına dikkat çekiliyor.
Nüfus ve yatırımları hızla artan büyükşehirler için konut, ulaşım ve altyapı kapasitesi önem taşırken nüfusu azalan bölgelerde verimlilik, iş gücü niteliği, sağlık hizmetleri ve yatırım olanakları daha belirleyici hâle geliyor.
OECD'nin temel yaklaşımı, her bölgeye aynı kalkınma modelinin uygulanması yerine bölgelerin ekonomik, sosyal, demografik ve çevresel özelliklerine göre çözümler geliştirilmesini öngörüyor.
Gazete Ankara değerlendirmesi: Türkiye için bölgesel kalkınmada yeni dönem
OECD'nin 2026 raporundaki bulgular, Türkiye'de bölgesel gelişmişlik farklarının azaltılması açısından önemli politika başlıkları ortaya çıkarıyor.
Gazete Ankara Dijital Haber Portalı değerlendirmesine göre, Türkiye açısından öncelikli konu yalnızca büyükşehirlerde ekonomik büyümeyi sürdürmek değil, aynı zamanda diğer illerde üretken istihdamı, teknoloji kapasitesini ve nitelikli yaşam olanaklarını geliştirmek olmalıdır.
Bu kapsamda beş başlık öne çıkıyor:
-
Sanayi ve üretimde verimlilik: Organize sanayi bölgelerinde dijital dönüşümün, yalın üretimin, enerji verimliliğinin ve ileri üretim teknolojilerinin yaygınlaştırılması.
-
Eğitim ve nitelikli iş gücü: Üniversiteler, mesleki ve teknik eğitim kurumları ile sanayi işletmeleri arasında uygulamalı eğitim ve istihdam iş birliklerinin güçlendirilmesi.
-
Bölgesel teknoloji kapasitesi: Araştırma merkezleri, teknoparklar ve girişimcilik altyapısının yalnızca büyük metropollerde değil, farklı sanayi şehirlerinde de geliştirilmesi.
-
Dengeli şehirleşme: Konut, ulaşım, sağlık, eğitim ve sosyal altyapı yatırımlarının nüfus hareketleriyle uyumlu biçimde planlanması.
-
İklim dayanıklılığı: Su yönetimi, enerji dönüşümü, tarımsal üretim ve yerel afet uyum politikalarının bölgesel risklere göre hazırlanması.
Bu başlıklar OECD'nin doğrudan Türkiye için sıraladığı beş maddelik bir eylem planı değil; rapor bulgularından hareketle Gazete Ankara tarafından oluşturulan politika değerlendirmesidir.
Ankara'nın stratejik konumu: Bilgi, teknoloji ve üretim arasında köprü
Ankara açısından rapor, başkent olmanın sağladığı kurumsal ve beşerî sermaye avantajlarının ekonomik kalkınmaya dönüştürülmesi konusunu gündeme taşıyor.
Başkentte bulunan üniversiteler, araştırma altyapıları, teknoloji geliştirme bölgeleri, savunma ve havacılık sanayisi ile organize sanayi bölgeleri; nitelikli istihdam ve yüksek katma değerli üretim açısından önemli bir potansiyel oluşturuyor.
OECD'nin başkent bölgelerinde gözlemlediği verimlilik ve teknoloji yoğunlaşması dikkate alındığında, Ankara'nın çevre illerle daha güçlü ekonomik bağlar kurması bölgesel gelişme açısından önem taşıyor.
Özellikle Ankara merkezli üniversite-sanayi iş birliklerinin Kırıkkale, Çankırı, Kırşehir ve çevredeki diğer üretim merkezleriyle geliştirilmesi; araştırma sonuçlarının sanayiye aktarılması ve nitelikli iş gücü olanaklarının yaygınlaştırılması açısından değerlendirilebilecek bir yaklaşım olarak öne çıkıyor.
Ancak bu bölümdeki öneriler OECD raporunun Ankara hakkında doğrudan yaptığı bir sıralamaya veya ölçüme değil, raporun bölgesel kalkınma yaklaşımının başkente uyarlanmasına dayanıyor.
Sonuç: Büyümenin ülke geneline yayılması belirleyici olacak
OECD'nin 2026 raporu, ekonomik büyümenin sürdürülebilirliği açısından bölgeler arasındaki fırsat farklılıklarının önemini bir kez daha ortaya koyuyor.
Türkiye'nin yüzde 21,3'lük düşük bölgesel büyüme performansına maruz kalan nüfus payı, büyük metropollere yönelen göç hareketleri ve belirgin bölgesel verimlilik farklılıkları, dengeli kalkınma politikalarının önemini gösteriyor.
Yapay zekâ, dijitalleşme ve yüksek katma değerli üretim yeni ekonomik fırsatlar oluştururken bu fırsatların şehirler ve bölgeler arasında nasıl paylaşılacağı da gelecekteki rekabet gücünü etkileyecek.
Türkiye açısından asıl mesele, ekonomik büyümeyi yalnızca belirli merkezlerde yoğunlaştırmak değil; bilgi, teknoloji, yatırım ve nitelikli istihdam olanaklarını daha geniş bir coğrafyaya yayabilmek.
OECD raporunun ortaya koyduğu genel çerçeve, güçlü şehirlerle birlikte güçlü bölgelerin oluşturulmasının ulusal ekonomik kalkınmanın temel unsurlarından biri olduğunu gösteriyor.
Kaynak ve yayın bilgileri
Ana kaynak: Organisation for Economic Co-operation and Development (OECD), OECD Regions and Cities at a Glance 2026, OECD Publishing, Paris.
Resmî yayın bağlantısı: OECD Regions and Cities at a Glance 2026
Veri inceleme: OECD Local Data Portal
Raporda yararlanılan bölümler: Rekabet Gücü (s. 16–25), Demografi ve İş Gücü (s. 28–37), Refah (s. 40–47), Çevre (s. 50–57).
Veri notu: Raporun veri kesim tarihi 2 Ağustos 2026'dır. Demografik ve iş gücü göstergelerinin son yılı genellikle 2025, sosyoekonomik göstergelerin ise 2024'tür. Haber içindeki bütün oranlar aynı ülke veya aynı yılları kapsamayabilir.
Haber Editörü: Dr. Oğuz Poyrazoğlu
İletişim: opoyrazoglu@gazeteankara.com.tr
Gazete Ankara WhatsApp Haber Hattı: +90 531 512 62 32
Yayın notu: Haber, GA tarafından sağlanan OECD raporu esas alınarak hazırlanmıştır. Türkiye'ye ilişkin özgün rapor tespitleri, uluslararası karşılaştırmalar ve Gazete Ankara'nın politika yorumları ayrı biçimde sunulmuştur. Raporun tümü Türkiye özelinde hazırlanmış bir ülke raporu değildir.
YORUM YAP