GENÇLER AİLEDEN VAZGEÇMEDİ; PEKİ TÜRKİYE KÜRESEL ARAŞTIRMADA NEDEN YOK?
Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu’nun 73 ülke ve bölgede yaklaşık 109 bin genç yetişkinle gerçekleştirdiği araştırma, gençlerin evlilikten ve çocuk sahibi olmaktan uzaklaşmadığını; ekonomik güvencesizlik, istikrarsız istihdam ve konut sorunu nedeniyle gelecek planlarını ertelediğini gösterdi. Ancak toplam doğurganlık hızı 1,42’ye gerileyen Türkiye’nin araştırmada yer almaması ve bunun gerekçesinin açıklanmaması, çalışmanın coğrafi kapsayıcılığına ilişkin önemli soruları gündeme getirdi.
ANKARA – GA Dijital Haber Portalı Haber Merkezi / Dünya Haberleri- Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu (UNFPA), dünya genelinde gençlerin gelecek beklentilerini, ilişki kurma biçimlerini, evlilik tercihlerini ve çocuk sahibi olma kararlarını inceleyen en geniş araştırmalardan birini yayımladı.
“Lives, Choices and Futures: What Young People Want and What Shapes Their Decisions about Relationships and Parenthood – Hayatlar, Tercihler ve Gelecekler: Gençler Ne İstiyor, İlişki ve Ebeveynlik Kararlarını Neler Şekillendiriyor?” başlıklı çalışma, 18–39 yaş grubundaki internet bağlantılı 108 bin 926 kişinin katılımıyla 73 ülke ve bölgede gerçekleştirildi.
UNFPA Demografik Gelecekler Araştırması, gençlerin aile hayatından uzaklaştığı yönündeki yaygın kanaatin gerçeğin tamamını yansıtmadığını ortaya koydu. Bulgulara göre gençlerin önemli bir bölümü evlenmek, eşleriyle ortak bir hayat kurmak ve çocuk sahibi olmak istiyor. Ancak bu arzuların gerçekleştirilmesi; gelir, istihdam, konut, uygun eş, bakım hizmetleri ve gelecek güvenliği gibi şartlara bağlı hâle geliyor.
Araştırmanın dikkat çeken bir başka yönü ise Türkiye’nin örneklemde bulunmaması oldu. Raporda Türkiye’nin neden dahil edilmediğine ilişkin herhangi bir açıklama yer almadı.
Yaklaşık 109 bin genç yetişkine ulaşıldı
UNFPA ile Bocconi Üniversitesi uzmanları tarafından hazırlanan 84 sayfalık araştırmanın veri toplama süreci, 2025’in son çeyreği ile 2026’nın ilk çeyreğinde yürütüldü.
Çalışma; gençlerin hayat hedefleri ve gelecek beklentileri, ilişki ve evlilik tercihleri ile ebeveynlik arzuları ve gerçekleri olmak üzere üç ana alan üzerine kuruldu.
Kantar Lightspeed 59, GeoPoll ise 14 ülke ve bölgede saha çalışmasını gerçekleştirdi. Araştırma, yaklaşık 15 dakika süren çevrim içi bir anket üzerinden uygulandı. Bazı ülkelerde çevrim içi yöntemi desteklemek amacıyla telefon görüşmeleri ve UNFPA ağları üzerinden ek dağıtım yöntemleri kullanıldı.
Araştırmanın son örnekleminin yüzde 51,1’ini kadınlar, yüzde 48,9’unu erkekler oluşturdu. Katılımcıların yüzde 52,7’sinin yükseköğretim düzeyinde eğitimli, yüzde 54,3’ünün ise büyükşehirlerde veya bu şehirlerin çevresinde yaşıyor olması, raporun yorumlanması gereken önemli yöntemsel sınırlardan biri olarak kayda geçti.
Gençlerin ilk iki önceliği ekonomik güvence ve sağlık
Araştırmada ekonomik açıdan güvende olmak ile sağlıklı ve zinde bir hayat sürdürmek, gençlerin en fazla önem verdiği hayat hedefleri oldu. Her iki başlık da katılımcıların yaklaşık yüzde 90’ı tarafından önemli görüldü.
Bir eşe sahip olmayı ve çocuk sahibi olmayı kapsayan aile hayatı ise katılımcıların yüzde 73’ü tarafından önemli, yüzde 45’i tarafından “çok önemli” bir hayat hedefi olarak değerlendirildi.
Bulgular, gençlerin eğitim ve kariyer kadar ekonomik bağımsızlığa, sağlığa, ilişkilere ve aile hayatına da önem verdiğini gösterdi. Buna karşılık geniş bir arkadaş çevresine sahip olmak, araştırmada değerlendirilen hayat hedefleri arasında en alt sırada yer aldı.
Evlilik, gençler için hâlâ güçlü bir ideal
Araştırmanın kamuoyundaki yaygın kabulleri sorgulayan en dikkat çekici sonucu evlilik tercihinde ortaya çıktı.
Katılımcıların yüzde 36’sı birlikte yaşamaya başlamadan önce evlenmeyi, yüzde 34’ü ise bir süre birlikte yaşadıktan sonra evlenmeyi ideal ilişki düzeni olarak tanımladı. Böylece evliliği içeren bir ilişki ve yaşam biçimini tercih edenlerin toplam oranı yüzde 70’e ulaştı.
Hayatını bekâr sürdürmeyi ideal düzen olarak görenlerin oranı yüzde 16’da kaldı.
Bununla birlikte gençlerin beklentileri ile mevcut hayatları arasında belirgin bir mesafe bulunduğu görüldü. Evlenmek veya bir eşle yaşamak istediğini belirten 25–39 yaş grubundaki katılımcıların dörtte biri hâlen bekâr ve herhangi bir ilişki yaşamıyor.
Bu oran erkeklerde yüzde 30, kadınlarda yüzde 19 olarak ölçüldü. Bulgular, özellikle erkeklerde eş bulma, ilişki kurma ve ortak yaşama geçiş konusunda daha belirgin bir uyumsuzluk yaşandığını gösterdi.
İlişki kurmanın önündeki en büyük engel ekonomik şartlar
Katılımcıların yüzde 81’i, ekonomik güvenceyi ciddi bir ilişki kurmanın en önemli şartı olarak değerlendirdi.
Mali güvencesizlik, istikrarsız veya belirsiz çalışma şartları ile uygun maliyetli konuta erişememeyi kapsayan ekonomik ve barınma sorunları, katılımcıların yüzde 57’si tarafından ilişki kurmanın önündeki önemli engeller arasında gösterildi.
Uygun bir eş bulamama, ortak değerler ve hayat hedefleri konusunda uyuşmazlık yaşama, geçmiş ilişkilerden kaynaklanan olumsuz deneyimler, kültürel veya dinî beklentiler ve aile baskısı da ilişki kurmayı zorlaştıran diğer unsurlar arasında yer aldı.
Araştırma, ekonomik güvenliğin yalnızca çocuk sahibi olmak için değil, henüz ilişki ve ortak yaşam kurulması aşamasında da belirleyici hâle geldiğini ortaya koydu.
Kişisel çevre ile dijital ortam yan yana ilerliyor
Yeni bir eş aradığını belirten gençler açısından arkadaş ve aile çevresi, okul veya iş ortamı ile çevrim içi platformlar en fazla tercih edilen tanışma kanalları oldu. Bu alanların her biri katılımcıların yaklaşık üçte biri tarafından muhtemel tanışma yolu olarak gösterildi.
Bununla birlikte çevrim içi eş arama, internet kullanım amaçları arasında en az zaman ayrılan faaliyet oldu. Katılımcıların yüzde 55’i, bu amaçla internette hiç zaman geçirmediğini belirtti.
Bu sonuç, dijitalleşmenin ilişki kurma biçimlerini değiştirdiğini; ancak arkadaşlık çevresi, aile, okul ve iş ortamı gibi geleneksel sosyal alanların önemini ortadan kaldırmadığını gösterdi.
İki çocuk en yaygın ideal aile büyüklüğü
Araştırmanın kapsadığı yedi bölgesel grubun beşinde iki çocuk, gençlerin en fazla tercih ettiği ideal aile büyüklüğü oldu.
Batı ve Orta Afrika ile Doğu ve Güney Afrika’da daha yüksek çocuk sayısını ideal görenlerin oranı diğer bölgelere göre daha yüksek gerçekleşti. Erkek katılımcıların bildirdiği ortalama ideal çocuk sayısı kadınların ortalamasının üzerinde çıktı.
Araştırmada 35–39 yaş grubunun sahip olduğu ortalama çocuk sayısının, 18–39 yaş grubunun ideal olarak bildirdiği çocuk sayısının bütün bölgesel gruplarda altında kaldığı görüldü.
Raporun yazarları, bu iki göstergenin farklı yaş gruplarından elde edilmesi nedeniyle sonucun doğrudan “gerçekleşmemiş doğurganlık” ölçüsü olarak yorumlanamayacağını belirtti. Bununla birlikte bulguların, arzu edilen aile büyüklüğü ile fiilen ulaşılan çocuk sayısı arasında belirgin bir mesafeye işaret ettiği değerlendirildi.
Çocuk sahibi olabilmenin üç temel şartı
Gençlerin ebeveyn olmaya hazır hissetmesi için belirlediği şartlar arasında ekonomik güvence ilk sırada yer aldı.
Katılımcıların:
- Yüzde 88’i ekonomik açıdan güvende olmayı,
- Yüzde 87’si istikrarlı bir işe sahip olmayı,
- Yüzde 85’i duygusal bakımdan hazır hissetmeyi
çocuk sahibi olmanın önemli ön şartları arasında gösterdi.
Kadın katılımcılar, ebeveynlik için belirlenen bütün ön şartları erkek katılımcılardan daha önemli değerlendirdi. Benzer bir farklılık, çocuk sahibi olmanın önündeki engellerde de görüldü.
Ekonomik ve konutla ilgili sorunlar, katılımcıların yüzde 72’si tarafından çocuk sahibi olmanın önündeki önemli bir engel olarak tanımlandı. Uygun bir eşin bulunmaması ile sağlık ve üreme sağlığına ilişkin faktörler sonraki sıralarda yer aldı.
Çocuk isteğinin merkezinde sevinç ve mutluluk var
Katılımcıların yüzde 80’i, çocukların getirdiği sevinç ve mutluluğu çocuk sahibi olmanın önemli bir nedeni olarak değerlendirdi. Bu eğilim, hem hâlihazırda çocuğu bulunan hem de bulunmayan katılımcılar arasında görüldü.
Hükûmetlerin doğumu teşvik etmesi ve geleceğin iş gücüne katkı sağlama düşüncesi ise çocuk sahibi olma nedenleri arasında en alt sıralarda kaldı.
Bu sonuç, gençlerin ebeveynliği ekonomik veya siyasal bir hedef olarak değil, öncelikle kişisel, duygusal ve ailevi bir değer olarak gördüğünü gösterdi. Aynı zamanda yalnızca nakdî teşviklere dayanan nüfus politikalarının gençlerin aile kurma kararlarını açıklamakta ve etkilemekte yetersiz kalabileceğine işaret etti.
Diene Keita: Gençlerin kurduğu hayallere yatırım yapılmalı
UNFPA İcra Direktörü Diene Keita, araştırmanın gençlerin aileleri ve gelecekleri hakkında açık bir düşünceye ve güçlü bir umuda sahip olduklarını gösterdiğini belirtti.
Keita, ekonomik engeller azaltıldığında ve gençlerin kendi hayatları hakkında özgürce karar verebilme imkânları desteklendiğinde, kendileri için doğru tercihleri yapabileceklerini vurguladı. Gençlerin bugün kurdukları hayallere yatırım yapmanın daha dayanıklı ve gelişmiş bir geleceğin kurulmasına katkı sağlayacağını ifade etti.
UNFPA’nın araştırmaya ilişkin açıklamasında, demografik tartışmaların yalnızca doğum oranlarına ve nüfus hedeflerine sıkıştırılmaması gerektiğine dikkat çekildi.
Kuruma göre temel soru, gençlerin aile hayatını önemseyip önemsemediği değil; istedikleri ilişkiyi ve aileyi kurabilmeleri için hangi ekonomik, sosyal ve kurumsal şartlara ihtiyaç duydukları olmalı.
Umut ile kaygı aynı anda büyüyor
Katılımcıların yaklaşık üçte ikisi gelecek hakkında kendisini “olumlu” veya “çok olumlu” hissettiğini bildirdi. Ancak iyimserlik düzeyleri arasında bölgesel farklılıklar ortaya çıktı.
Gelecek hakkında kendisini çok olumlu hissedenlerin oranı Batı ve Orta Afrika’da yüzde 62’ye ulaşırken Batı Avrupa, Avustralya, Kanada ve ABD grubunda yüzde 19 seviyesinde kaldı.
Ekonomik gelişmişlik düzeyi ile gelecek iyimserliği arasında doğrusal bir ilişki bulunmaması dikkat çekti. Yüksek gelirli ülkelerde konut maliyetleri, ekonomik gelecek, sosyal yalnızlık ve iş güvencesine ilişkin sorunların gençlerin beklentilerini olumsuz etkileyebildiği değerlendirildi.
Çatışma ve güvenlik riskleri ile ekonomik güvencesizlik ve eşitsizlik, geleceğe ilişkin en yüksek düzeyde kaygı duyulan iki alan oldu. Katılımcıların dörtte üçünden fazlası bu riskleri kaygı verici buldu.
Yapay zekâ araştırılan riskler arasında en alt sırada yer aldı; ancak katılımcıların yaklaşık yarısı yapay zekânın gelişimini yine de kaygı verici olarak değerlendirdi.
Toplumsal cinsiyet kalıpları aile hayatını şekillendiriyor
Araştırmada üç yaşından küçük çocuğu bulunan bir kadının tam zamanlı çalışmasına, aynı durumdaki bir erkeğin tam zamanlı çalışmasına göre daha fazla karşı çıkıldığı görüldü.
Bu farklılığın özellikle genç yaş gruplarında daha yüksek olması dikkat çekti. Bulgular, çocuk bakımı ve ev içi sorumlulukların hâlen önemli ölçüde kadınlarla ilişkilendirildiğini ortaya koydu.
Kadın katılımcıların ekonomik güvence, konut, sağlık, üreme koşulları, duygusal hazırlık ve bakım sorumluluklarını erkeklere göre daha belirleyici görmesi de aile hayatında kadınların üstlenmesi beklenen yüklerle birlikte değerlendirildi.
Rapor; ebeveyn izinleri, erişilebilir çocuk bakım hizmetleri, esnek çalışma düzenlemeleri ve ücretsiz bakım emeğinin daha adil paylaşılmasını, gençlerin aile kurma beklentilerini gerçekleştirebilmesi açısından önemli politika alanları arasında gösterdi.
ARAŞTIRMANIN EKSİK HALKASI: TÜRKİYE NEDEN YOK?
Araştırmanın kapsadığı 73 ülke ve bölge arasında Türkiye bulunmuyor. Daha önemlisi, küresel raporun yöntem bölümünde, eklerinde ve dipnotlarında Türkiye’nin neden araştırmaya dahil edilmediğine ilişkin herhangi bir açıklama yer almıyor.
Türkiye’nin katılmama gerekçesinin:
- Bilinçli bir örneklem tercihinden,
- Saha uygulamasında yaşanan operasyonel bir sorundan,
- Yeterli çevrim içi katılımcı grubuna ulaşılamamasından,
- Finansman veya zaman sınırlamasından,
- Kurumsal iş birliği sürecinden,
- Veri toplama şirketlerinin saha planlamasından
kaynaklanıp kaynaklanmadığı bilinmiyor.
Bu ihtimallerden herhangi birini doğrulanmış neden olarak sunmak mümkün değil. Araştırmanın kamuya açık belgeleri, ülke seçiminin ayrıntılı ölçütlerini ve Türkiye’nin araştırma dışında kalmasının nedenini açıklamıyor.
Türkiye’nin bulunmaması neden önemli?
Türkiye, UNFPA’nın Doğu Avrupa ve Orta Asya coğrafyası içinde değerlendiriliyor. Araştırmada bu bölgeden Azerbaycan, Bosna-Hersek, Çekya, Estonya, Gürcistan, Macaristan, Kazakistan, Kosova, Kırgızistan, Kuzey Makedonya, Polonya, Moldova, Sırbistan, Ukrayna ve Özbekistan bulunuyor.
Buna karşılık Türkiye ile birlikte Arnavutluk, Ermenistan, Belarus, Bulgaristan, Hırvatistan, Karadağ, Romanya, Slovakya, Slovenya, Tacikistan ve Türkmenistan da araştırma örnekleminde yer almıyor.
Bu tablo, Türkiye’nin tek başına özel olarak dışarıda bırakıldığını kanıtlamıyor. Ancak Doğu Avrupa ve Orta Asya örnekleminin bölgenin tamamını kapsamadığını ve seçici bir ülke grubu üzerinden oluşturulduğunu gösteriyor.
Türkiye’nin yokluğu özellikle dikkat çekiyor; çünkü ülke, araştırmanın merkezinde bulunan hızlı doğurganlık düşüşü, aile kurmanın ertelenmesi, genç istihdamı, konut maliyetleri ve kentleşme gibi bütün temel başlıkları güçlü biçimde taşıyor.
73 ülke ve bölgenin dağılımı
UNFPA, araştırmaya dahil edilen ülkeleri klasik kıta sisteminden farklı olarak yedi bölgesel grupta değerlendirdi:
| UNFPA bölgesel grubu | Ülke ve bölge sayısı |
|---|---|
| Arap Devletleri | 8 |
| Asya ve Pasifik | 16 |
| Doğu Avrupa ve Orta Asya | 15 |
| Doğu ve Güney Afrika | 6 |
| Latin Amerika ve Karayipler | 13 |
| Batı ve Orta Afrika | 3 |
| Batı Avrupa, Avustralya, Kanada ve ABD | 12 |
| Toplam | 73 |
Klasik coğrafi kıta sınıflamasına göre yapılan değerlendirmede ise araştırmada Asya’dan 25, Avrupa’dan 19, Afrika’dan 13, Güney Amerika’dan 8, Kuzey Amerika’dan 7 ve Okyanusya’dan yalnızca bir ülke bulunuyor.
Bu dağılım, araştırmanın bütün kıtalara ulaştığını; ancak kıtaların ve alt bölgelerin aynı genişlikte temsil edilmediğini gösteriyor. Örneğin “Latin Amerika ve Karayipler” adı kullanılan grupta bağımsız bir Karayip ada ülkesi bulunmuyor. Batı ve Orta Afrika ise yalnızca Kamerun, Gana ve Nijerya ile temsil ediliyor.
Bazı ülkeler yalnızca birkaç yüz katılımcıyla temsil edildi
Araştırmadaki örneklem büyüklükleri ülkelere göre önemli ölçüde değişiyor. Singapur’da 2 bin 79, Birleşik Krallık’ta 2 bin 14, Portekiz’de bin 959 ve Arjantin’de bin 941 katılımcıya ulaşılırken bazı ülkelerde örneklem çok daha sınırlı kaldı.
Bhutan 268, Lübnan 467, Afganistan 509, Azerbaycan 749, Bosna-Hersek 758, Kazakistan 836 ve Kuzey Makedonya 839 katılımcıyla temsil edildi.
Raporda Bhutan, Lübnan ve Afganistan sonuçlarının özellikle ihtiyatla yorumlanması gerektiği belirtildi. Afganistan’da ağırlıklı analize dahil edilebilen kadın örnekleminin yetersiz kalması nedeniyle kadın katılımcılar bazı analizlerin dışında bırakıldı.
Bu tablo, Türkiye’de birkaç yüz veya birkaç bin kişilik çevrim içi örneklem oluşturulmasının teknik olarak mümkün olup olmadığı sorusunu daha da anlamlı hâle getiriyor. Ancak kamuya açık belgelerde bu konuda da herhangi bir açıklama bulunmuyor.
Türkiye’de doğurganlık hızı 1,42’ye geriledi
TÜİK ile UNFPA Türkiye tarafından yayımlanan 2026 Dünya Nüfus Günü verilerine göre Türkiye’de toplam doğurganlık hızı 2025 yılında kadın başına 1,42 çocuğa düştü. Dünya ortalaması ise 2,24 çocuk olarak açıklandı.
Türkiye’de toplam doğurganlık hızı kırsal alanlarda 1,75, orta yoğun kentlerde 1,53, yoğun kentlerde ise 1,33 çocuk olarak gerçekleşti.
Kentleşme yoğunluğu arttıkça doğurganlık hızının azalması; konut maliyetleri, yaşam giderleri, iş-özel hayat dengesi, çocuk bakım hizmetleri, ulaşım şartları ve geniş aile desteğinden uzaklaşma gibi unsurların daha ayrıntılı incelenmesini gerekli kılıyor.
Türkiye’de yaşa özel en yüksek doğurganlık hızı 2001 yılında 20–24 yaş grubunda görülürken 2025 yılında 25–29 yaş grubuna geçti. Bu değişim, doğumların daha ileri yaşlara ertelendiğini gösteren önemli bir demografik işaret niteliği taşıyor.
Türkiye’de 12,7 milyon genç bulunuyor
TÜİK’in İstatistiklerle Gençlik 2025 çalışmasına göre Türkiye’de 15–24 yaş grubunda 12,7 milyon genç bulunuyor. Gençler, ülke nüfusunun yüzde 14,8’ini oluşturuyor.
Genç işsizlik oranı yüzde 15,3, ne eğitimde ne istihdamda bulunan gençlerin oranı yüzde 23,3 seviyesinde bulunuyor. Türkiye’deki genç nüfusun 2050 yılında 9,1 milyona gerileyeceği tahmin ediliyor.
Bu göstergeler, gençlerin aile kurma ve çocuk sahibi olma kararlarının yalnızca bireysel tercihlerle açıklanamayacağını; eğitim, istihdam, gelir güvencesi, konut ve sosyal koruma politikalarıyla birlikte değerlendirilmesi gerektiğini gösteriyor.
Türkiye araştırmaya dahil edilmiş olsaydı gençlerin ideal çocuk sayısı, evlilik beklentileri, ekonomik güvence algıları, konuta erişimleri, bakım sorumlulukları ve gelecek kaygıları küresel sonuçlarla karşılaştırılabilecekti. Türkiye’nin örneklemde bulunmaması, bu karşılaştırma imkânını ortadan kaldırdı.
GA STRATEJİK BAKIŞ: DOĞUM SAYISINDAN ÖNCE HAYAT KURMA KAPASİTESİ
UNFPA araştırmasının ortaya koyduğu temel gerçek, günümüzün demografik meselesinin yalnızca doğum sayıları üzerinden değerlendirilemeyeceğidir.
Gençler evlilik ve aile hayatından bütünüyle uzaklaşmıyor. Önemli bir bölümü bir eşle ortak hayat kurmak ve çocuk sahibi olmak istiyor. Ancak bu kararların gerektirdiği ekonomik, duygusal ve sosyal güvenliğe erişmekte zorlanıyor.
Bu nedenle nüfus politikalarının merkezine yalnızca doğum teşviklerini değil, gençlerin bağımsız bir hayat kurma kapasitesini yerleştirmek gerekiyor.
Türkiye açısından bütünleşik bir demografik dayanıklılık politikası şu alanları birlikte kapsamalı:
- Nitelikli, düzenli ve güvenceli genç istihdamı,
- Gençlere ve yeni evlenenlere yönelik erişilebilir konut modelleri,
- Büyükşehirlerde uygun maliyetli kiralık sosyal konut,
- Yaygın ve nitelikli çocuk bakım hizmetleri,
- Kadınların çalışma hayatından kopmasını önleyen düzenlemeler,
- Anne ve babalar için dengeli ebeveyn izinleri,
- Esnek fakat güvenceli çalışma modelleri,
- Üreme sağlığı hizmetlerine erişim,
- Eğitimden istihdama geçişin kolaylaştırılması,
- Gençlerin ekonomik ve sosyal karar süreçlerine katılımı,
- Gelecek kaygısını azaltacak sosyal koruma sistemleri,
- Bölgesel ve kent-kır farklılıklarını dikkate alan yerel politikalar.
Doğurganlık hızındaki düşüşü yalnızca gençlerin tercihlerine bağlamak, bu tercihlerin oluştuğu ekonomik ve sosyal şartları görünmez hâle getirebilir. Gençlerin aile kurma arzusu bulunmasına rağmen bunu gerçekleştiremiyorsa sorun yalnızca demografik değil; aynı zamanda ekonomik, sosyal ve kurumsaldır.
Araştırma nasıl okunmalı?
Demografik Gelecekler Araştırması, geniş coğrafi kapsama sahip değerli bir karşılaştırmalı çalışma olmakla birlikte dünya, bölge veya ülke nüfuslarını istatistiksel olarak temsil etmiyor.
Araştırma yalnızca internet bağlantısına sahip 18–39 yaş grubundaki katılımcılara dayanıyor. Veriler cinsiyet, yaş ve eğitim düzeyine göre ağırlıklandırılmış olsa da çevrim içi yöntem, özellikle düşük gelirli ülkelerde şehirlerde yaşayan ve daha yüksek eğitim düzeyine sahip kişilerin örneklemde fazla temsil edilmesine yol açabiliyor.
Bu nedenle araştırma sonuçlarını “dünya gençlerinin tamamı böyle düşünüyor” şeklinde yorumlamak doğru değil. Bulgular, 73 seçilmiş ülke ve bölgede yaşayan internet bağlantılı genç yetişkinlerin beklenti, algı ve deneyimlerini karşılaştırmalı biçimde gösteriyor.
Benzer şekilde Türkiye’nin TÜİK tarafından üretilen ulusal nüfus ve doğurganlık verileri ile UNFPA anketinin yüzdelik sonuçları aynı istatistiksel düzlemde doğrudan karşılaştırılamaz. TÜİK göstergeleri ulusal nüfus kayıtlarına, UNFPA bulguları ise temsili olmayan çevrim içi katılımcı örneklemine dayanıyor.
Sonuç: Bulgular önemli, Türkiye’nin yokluğu açıklanmaya muhtaç
Araştırmanın en güçlü mesajı açık: Gençler aileden, evlilikten ve çocuk sahibi olmaktan bütünüyle vazgeçmiş değil. Ancak ekonomik güvence, istikrarlı iş, uygun konut, duygusal hazırlık, erişilebilir bakım hizmetleri ve toplumsal cinsiyet eşitliği sağlanmadığında bu beklentiler erteleniyor veya gerçekleştirilemiyor.
Bununla birlikte toplam doğurganlık hızı 1,42’ye gerileyen, 12,7 milyon genç nüfusa sahip olan ve Avrupa ile Asya arasında önemli bir demografik geçiş yaşayan Türkiye’nin araştırmada bulunmaması ciddi bir veri boşluğu oluşturuyor.
Türkiye’nin neden araştırmaya dahil edilmediği raporda açıklanmadığı için gerekçe hakkında kesin hüküm vermek mümkün değil. Ancak bu durumun bilimsel ve gazetecilik açısından sorgulanması gerekiyor.
UNFPA’nın bundan sonraki bölgesel çalışmalarında Türkiye’ye özel, yeterli örneklem büyüklüğüne sahip ve ulusal kurumlarla iş birliği içinde yürütülecek bir Demografik Gelecekler Araştırması gerçekleştirilmesi; gençlerin ne istediğini, hangi engellerle karşılaştığını ve hangi politikaların aile kurma kararlarını destekleyebileceğini anlamak bakımından önemli bir ihtiyacı karşılayacaktır.
Servis: Ankara – GA Dijital Haber Merkezi / Dünya Haberleri
Kaynaklar: UNFPA – Lives, Choices and Futures, UNFPA araştırma açıklaması, UNFPA Doğu Avrupa ve Orta Asya bölgesel değerlendirmesi, UNFPA Türkiye, TÜİK–UNFPA 2026 Dünya Nüfus Günü, TÜİK İstatistiklerle Gençlik 2025
YORUM YAP