COP31 Antalya’da Başlıyor: Prof. Dr. Hacı Mehmet Şahin’den Türkiye’ye İklim, Enerji ve Teknoloji Yol Haritası
Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı COP31, 9–20 Kasım 2026 tarihlerinde Antalya’da gerçekleştirilecek. Gazete Ankara Dijital Haber Portalı köşe yazarı ve analisti Prof. Dr. Hacı Mehmet Şahin, üç bölümlük COP31 yazı dizisinde Türkiye’nin iklim diplomasisindeki rolünü, enerji dönüşümünü, yeşil sanayiyi ve 2053 net sıfır emisyon hedefini değerlendirdi. Şahin, Türkiye'nin yalnızca iklim taahhütleri açıklayan değil, temiz enerji teknolojileri geliştiren, üreten ve ihraç eden bir ülke olması gerektiğini vurguladı.

ANKARA – GAZETE ANKARA DİJİTAL HABER PORTALI | GÜNDEM | 02 Kasım 2026 Pazartesi | Bilim ve Teknoloji · Çevre ve Doğa · Politika- Küresel iklim diplomasisinin önemli buluşmalarından Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi 31. Taraflar Konferansı (COP31), 9 Kasım 2026 Pazartesi günü Antalya'da başlayacak. 20 Kasım Cuma günü sona ermesi planlanan konferansta, sera gazı emisyonlarının azaltılması, enerji dönüşümü, iklim finansmanı, sürdürülebilir kalkınma ve iklim değişikliğine uyum politikaları ele alınacak.
Konferansa bir hafta kala Gazete Ankara Dijital Haber Portalı köşe yazarı, Gazi Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hacı Mehmet Şahin'in yayımladığı üç bölümlük COP31 analiz dizisi, Türkiye'nin küresel iklim müzakerelerindeki konumunun yanı sıra enerji ve teknoloji alanında izlemesi gereken stratejik yol haritasına dikkat çekti.
Şahin, “COP31 Antalya Yolunda: Gezegen İçin Tarihî Bir Dönüm Noktası”, “COP31 Temel Gündemi: Taahhütlerden Uygulamaya” ve “COP31 Sürecinde Türkiye İçin Somut Bir Yol Haritası” başlıklı yazılarında, iklim politikalarının hukuki düzenlemelerden sanayi tesislerine, bilimsel araştırmalardan yerli teknoloji üretimine kadar bütüncül bir yaklaşımla yürütülmesi gerektiğini ortaya koydu.
Antalya, Küresel İklim Diplomasisinin Merkezi Olacak
COP31, yalnızca ülkelerin iklim hedeflerini müzakere edeceği bir konferans değil, daha önce verilen taahhütlerin somut uygulamalara dönüştürülmesinin tartışılacağı uluslararası bir platform olacak.
Konferansın Türkiye tarafından yürütülecek başkanlık süreci ile Avustralya'nın müzakere başkanlığı sorumluluğu, farklı coğrafyaların iklim önceliklerini bir araya getirecek.
Şahin'in ilk analizinde üzerinde durduğu temel mesele, Antalya'nın dünya iklim diplomasisindeki rolünün başarılı bir organizasyonun ötesine geçmesi.
Analizde, COP31'in bir “uygulama COP'u” niteliği kazanması gerektiği belirtilirken iklim hedeflerinin finansman, teknoloji transferi, kurumsal kapasite ve ölçülebilir sonuçlarla desteklenmesinin önemi vurgulandı.
Konferanstaki resmî müzakerelerin yürütüleceği Mavi Bölge ile üniversiteler, girişimciler, sanayi kuruluşları ve sivil toplumun faaliyet göstereceği Yeşil Bölge arasındaki etkileşimin de bilimsel bilginin uygulamaya dönüşmesi açısından önemli olduğu değerlendirildi.
COP31 Gündeminde Yedi Kritik Başlık
Şahin'in ikinci yazısında, küresel iklim mücadelesinin birbirini tamamlayan yedi temel alanı öne çıktı.
Bunlar enerji dönüşümü, iklim finansmanı, iklim değişikliğine uyum, kayıp ve zarar, dirençli şehirler, sürdürülebilir tarım ve yeşil sanayi olarak sıralandı.
Analizde, enerji sisteminin dönüşümü sağlanmadan emisyon azaltımında kalıcı sonuç alınamayacağına, finansman kaynakları geliştirilmeden yatırımların gerçekleştirilemeyeceğine ve uyum kapasitesi artırılmadan toplumların iklim kaynaklı risklerden korunamayacağına dikkat çekildi.
Özellikle gelişmekte olan ülkelerin temiz teknolojiye erişimi, iklim finansmanının adil dağılımı ve dönüşüm maliyetlerinin toplumun kırılgan kesimleri üzerinde ağır bir yük oluşturmaması, COP31'in kritik tartışma alanları arasında gösterildi.
Türkiye'nin 2053 Hedefi İçin İklim Kanunu Tek Başına Yeterli Değil
Şahin'in üçüncü analizinde Türkiye'nin 2053 net sıfır emisyon hedefi ve bu hedefe ulaşmak için gerekli uygulama mekanizmaları değerlendirildi.
Türkiye'nin ilk İklim Kanunu olan 7552 sayılı düzenleme, 9 Temmuz 2025 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi. Kanun; emisyon azaltımı, iklim değişikliğine uyum, karbon piyasası mekanizmaları ve yeşil dönüşüm için hukuki çerçeve oluşturuyor.
Şahin'e göre ise hukuki düzenlemelerin varlığı, tek başına iklim hedeflerine ulaşılması anlamına gelmiyor.
Bu kapsamda enerji, sanayi, ulaşım, tarım, binalar ve atık yönetimi alanlarında sektörel uygulama takvimleri hazırlanması, emisyon göstergelerinin belirlenmesi ve gelişmelerin şeffaf biçimde izlenmesi önerildi.
Yerel yönetimlerin iklim eylem planlarının da yalnızca genel hedeflerden oluşmaması; su yönetimi, enerji verimliliği, ulaşım, yeşil alanlar ve afet dayanıklılığı için somut yatırımlar içermesi gerektiği ifade edildi.
Emisyon Ticaret Sistemi Sanayide Dönüşümü Desteklemeli
Türkiye'de kurulması öngörülen Emisyon Ticaret Sistemi (ETS), Şahin'in değerlendirmelerinde öne çıkan önemli başlıklardan biri oldu.
Sera gazı emisyonları için belirlenen üst sınır ve emisyon tahsisatlarının ticareti esasına dayanan sistemin temel amacının işletmeleri daha düşük karbonlu üretime yönlendirmek olması gerektiği belirtildi.
Şahin, karbon piyasasının yalnızca mali bir mekanizma olarak değerlendirilmemesini, elde edilecek gelirlerin özellikle enerji verimliliği, temiz üretim teknolojileri ve küçük ve orta ölçekli işletmelerin dönüşümü için kullanılmasını önerdi.
Analizde ayrıca emisyon verilerinin güvenilir biçimde ölçülmesi, raporlanması ve bağımsız olarak doğrulanmasının sistemin başarısı açısından belirleyici olacağına dikkat çekildi.
Organize Sanayi Bölgeleri İçin Ulusal Karbonsuzlaşma Programı Önerisi
Prof. Dr. Şahin, iklim hedeflerinin sanayi sektöründeki karşılığının mühendislik uygulamalarıyla ortaya çıkacağını belirterek organize sanayi bölgelerini kapsayan Ulusal Endüstriyel Karbonsuzlaşma ve Mühendislik Programı başlatılmasını önerdi.
Program kapsamında sanayi tesislerinde enerji etütleri, ekserji analizleri, atık ısı geri kazanımı, üretim süreçlerinin optimizasyonu ve dijital enerji izleme sistemlerinin yaygınlaştırılması gerektiği ifade edildi.
Şahin'in yaklaşımına göre her tesis için enerji tüketimi, karbon emisyonları, yatırım maliyeti ve geri ödeme süresi hesaplanmış uygulanabilir proje paketleri hazırlanmalı.
Üniversiteler, mühendislik fakülteleri, meslek kuruluşları, teknoloji geliştirme bölgeleri ve sanayi işletmelerinin bu süreçte ortak çalışma mekanizmalarında buluşturulması da öneriler arasında yer aldı.
Bu modelin, Türkiye'nin hem enerji maliyetlerini düşürmesine hem de uluslararası pazarlarda düşük karbonlu üretim kapasitesini güçlendirmesine katkı sağlayabileceği değerlendirildi.
Yerli Enerji Kaynakları Yerli Teknoloji Üretimiyle Desteklenmeli
Şahin'in analizlerinde öne çıkan bir diğer konu, Türkiye'nin enerji arz güvenliği ile teknoloji bağımsızlığını birlikte değerlendirmesi gerektiği oldu.
Güneş, rüzgâr, hidroelektrik, jeotermal, biyokütle ve nükleer enerji gibi kaynakların dengeli biçimde kullanılması gerektiğini belirten Şahin, enerji verimliliği, depolama teknolojileri ve akıllı şebekelerin de enerji güvenliğinin ayrılmaz unsurları olduğunu ifade etti.
Türkiye'nin yalnızca yenilenebilir enerji yatırımlarının yapıldığı bir pazar olmaması gerektiğine dikkat çeken Şahin, güneş paneli hücreleri, rüzgâr türbini bileşenleri, batarya yönetim sistemleri, elektrolizörler, güç elektroniği ve enerji yazılımlarının yerli imkânlarla geliştirilmesinin önemini vurguladı.
Analizde, temiz enerji yatırımlarında yerli katkının yalnızca montaj veya ekipman üretimi üzerinden değil; mühendislik, yazılım, fikrî mülkiyet, kritik malzemeler ve yüksek katma değer üzerinden değerlendirilmesi önerildi.
Üniversiteler ve Sanayi Temiz Enerji Teknolojileri İçin Ortak Çalışmalı
COP31 sürecinin Türkiye açısından önemli fırsatlarından birinin bilimsel araştırmaların ekonomik değere dönüştürülmesi olduğunu belirten Şahin, üniversite-sanayi iş birliğine özel önem verdi.
Araştırma laboratuvarlarında geliştirilen teknolojilerin prototip, pilot tesis, endüstriyel uygulama ve ticari ürüne dönüşmesini sağlayacak destek mekanizmalarının güçlendirilmesini öneren Şahin, uluslararası teknoloji ortaklıklarının da bu süreçte değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti.
Analizde; enerji depolama, hidrojen teknolojileri, ısı pompaları, akıllı şebekeler, ileri nükleer sistem bileşenleri, sensörler ve karbon yönetimi çözümlerinin Türkiye açısından araştırma, geliştirme ve üretim fırsatları sunduğu belirtildi.
Bu yaklaşımda başarının yalnızca araştırma merkezi sayısıyla değil; geliştirilen patentler, prototipler, ticarileşen ürünler, teknoloji girişimleri ve ihracat kapasitesiyle değerlendirilmesi gerektiği vurgulandı.
Nitelikli Mühendis ve Teknik İnsan Gücü Dönüşümün Merkezinde
Prof. Dr. Şahin, üç bölümlük yazı dizisinde iklim ve enerji dönüşümünün yalnızca finansman ve ekipman yatırımlarıyla gerçekleştirilemeyeceğini, nitelikli insan kaynağının da stratejik önem taşıdığını ortaya koydu.
Yeni enerji sistemlerinin mühendisler, teknisyenler, bakım uzmanları, yazılımcılar, veri analistleri ve araştırmacılardan oluşan çok disiplinli bir insan gücü gerektirdiğini belirten Şahin, mesleki ve teknik eğitim programlarının değişen teknoloji ihtiyaçlarına göre güncellenmesini önerdi.
Üniversitelerde disiplinler arası enerji, iklim ve karbon yönetimi programları geliştirilmesi, öğrencilerin gerçek sanayi verileriyle çalışması ve mevcut çalışanların yeni teknolojilere uyum sağlayacak şekilde yeniden eğitilmesi de öneriler arasında yer aldı.
Şahin, üçüncü yazısında insan kaynağının stratejik önemini şu sözlerle ifade etti:
“Temiz enerji çağının gerçek yer altı zenginliği petrol veya gaz değil; iyi eğitim almış, üreten ve problem çözen insan gücüdür.”
İklim Finansmanı, Tarım ve Dirençli Şehirler de Gündemde
Yazı dizisinin ikinci bölümünde yalnızca enerji ve sanayi alanlarına değil, iklim değişikliğinin sosyal ve ekonomik etkilerine de dikkat çekildi.
Şahin, gelişmekte olan ülkelerin temiz enerji altyapısını yenileyebilmesi, tarım sistemlerini güçlendirebilmesi ve şehirlerini aşırı hava olaylarına hazırlayabilmesi için uygun maliyetli finansman kaynaklarına ihtiyaç duyduğunu değerlendirdi.
İklim finansmanının yalnızca sağlanan kaynak miktarı üzerinden değil, finansmanın ihtiyaç sahiplerine erişilebilirliği ve kullanım koşulları üzerinden de ele alınması gerektiği belirtildi.
Tarımda su verimliliği, hassas üretim teknikleri, kuraklığa dayanıklı ürünler ve toprak kaynaklarının korunması; şehirlerde ise enerji verimli binalar, yağmur suyu yönetimi, yeşil alanlar ve afetlere dayanıklı altyapı yatırımları öne çıkarıldı.
Kayıp ve Zarar Fonu'nun etkinleştirilmesi ve iklim değişikliğinden en fazla etkilenen toplumların desteklenmesi de Şahin'in değerlendirmelerinde önemli yer tuttu.
Ankara'nın Stratejik Rolü: Bilim, Kamu ve Üretim Dünyası Aynı Hedefte Buluşmalı
Şahin, COP31'in Antalya'da düzenlenmesine karşın iklim politikalarının uzun vadeli sonuçlarının Ankara'da geliştirilecek kurumsal ve ekonomik kararlarla yakından ilişkili olduğunu ifade etti.
Başkentte bulunan bakanlıklar, düzenleyici kurumlar, üniversiteler, araştırma merkezleri, meslek kuruluşları ve sanayi temsilcilerinin ortak hareket etmesinin Türkiye'nin iklim hedeflerine ulaşmasına katkı sağlayabileceğini belirtti.
Ankara'nın bilimsel araştırma, teknoloji geliştirme, sanayi üretimi ve kamu politikaları arasındaki koordinasyon açısından önemli bir merkez olduğuna dikkat çeken değerlendirmeler, COP31 sonrasında oluşturulacak uygulama ve izleme mekanizmalarının önemini de gündeme taşıdı.
Şahin'den COP31 İçin Somut Türkiye Yol Haritası
Prof. Dr. Hacı Mehmet Şahin'in üç yazısında ortaya koyduğu değerlendirme ve öneriler, Türkiye açısından şu önceliklerde birleşiyor:
-
İklim politikaları: 7552 sayılı İklim Kanunu'nun sektörel hedefler, uygulama takvimleri ve ölçülebilir performans göstergeleriyle desteklenmesi.
-
Karbon piyasası: Emisyon Ticaret Sistemi'nin şeffaf, doğrulanabilir ve sanayinin teknolojik dönüşümünü destekleyen bir yapıda geliştirilmesi.
-
Sanayide karbonsuzlaşma: Organize sanayi bölgelerinde enerji ve emisyon analizlerine dayanan ulusal mühendislik programı başlatılması.
-
Yerli teknoloji: Güneş, rüzgâr, hidrojen, batarya, nükleer enerji bileşenleri ve akıllı şebeke teknolojilerinde yerli araştırma, geliştirme ve üretim kapasitesinin artırılması.
-
Enerji arz güvenliği: Kaynak çeşitliliği, enerji verimliliği, depolama ve esnek şebeke yatırımlarının birlikte değerlendirilmesi.
-
İklim finansmanı: Yeşil dönüşüm yatırımlarının desteklenmesi ve finansman olanaklarının özellikle KOBİ'ler ile iklim risklerine açık kesimler için erişilebilir hâle getirilmesi.
-
Bilim ve eğitim: Üniversite-sanayi iş birliğinin güçlendirilmesi, nitelikli mühendis ve teknisyen yetiştirilmesi, mevcut iş gücünün yeni teknolojilere uyumunun sağlanması.
-
Şehirler ve tarım: İklim değişikliğine dayanıklı kentler, verimli su yönetimi ve sürdürülebilir tarım uygulamalarının yaygınlaştırılması.
Bu başlıklar, Şahin'in değerlendirmelerinden derlenen politika önerileridir; COP31'de kabul edilmiş kararlar veya ilan edilmiş yeni resmî programlar değildir.
COP31'de Dünya Liderleri 11–12 Kasım'da Buluşacak
Resmî programa göre COP31, 9–20 Kasım 2026 tarihlerinde Antalya Expo Center'da gerçekleştirilecek. Dünya Liderleri İklim Eylemi Zirvesi ise 11–12 Kasım tarihlerinde düzenlenecek. Konferansın Türkiye tarafından yürütülen başkanlık sürecinde Murat Kurum, müzakerelerin başkanlığı görevinde ise Avustralyalı Chris Bowen yer alacak.
Konferansın sonuçlarının, Paris Anlaşması hedeflerinin uygulanması, gelişmekte olan ülkelerin finansmana erişimi, enerji dönüşümü ve iklim değişikliğine uyum politikaları açısından değerlendirilmesi bekleniyor.
COP31 Türkiye İçin Yalnızca Bir Konferans Değil, Stratejik Bir Tercih
Gazete Ankara Dijital Haber Portalı köşe yazarı ve analisti Prof. Dr. Hacı Mehmet Şahin'in üç bölümlük yazı dizisinde öne çıkan ortak değerlendirme, Türkiye'nin iklim değişikliğiyle mücadeleyi bilim, mühendislik, sanayi politikası ve ekonomik kalkınmayla birlikte ele alması gerektiği oldu.
Şahin, COP31'in Türkiye açısından yalnızca uluslararası bir organizasyon değil, temiz enerji teknolojilerinde üretim kapasitesini artırma ve küresel rekabet gücünü geliştirme fırsatı olduğunu ortaya koydu.
Türkiye'nin önündeki stratejik tercihi üçüncü yazısında şu soruyla gündeme taşıdı:
“Başkalarının geliştirdiği teknolojileri satın alan bir ülke mi olacağız, yoksa kendi bilimsel ve mühendislik kapasitemizle geleceğin enerji sistemlerini geliştiren ülkeler arasında mı yer alacağız?”
Şahin'in değerlendirmelerine göre Antalya'daki konferansın Türkiye açısından kalıcı başarısı, uluslararası görünürlüğün ötesinde, iklim taahhütlerinin üretime, yatırıma, teknolojiye ve nitelikli istihdama dönüştürülmesine bağlı olacak.
Kaynaklar ve İlgili Yazılar
Prof. Dr. Hacı Mehmet Şahin – Gazete Ankara Dijital Haber Portalı
1. COP31 Yazı Dizisi (I) – COP31 Antalya Yolunda: Gezegen İçin Tarihî Bir Dönüm Noktası
19 Ekim 2026 Birinci yazıyı okuyun2. COP31 Yazı Dizisi (II) – COP31 Temel Gündemi: Taahhütlerden Uygulamaya
22 Ekim 2026 İkinci yazıyı okuyun3. COP31 Yazı Dizisi (III) – COP31 Sürecinde Türkiye İçin Somut Bir Yol Haritası
02 Kasım 2026 Üçüncü yazıyı okuyunResmî kaynaklar
GAZETE ANKARA DİJİTAL HABER PORTALI | HABER KÜNYESİ
Haber Editörü: Dr. Oğuz Poyrazoğlu
Analiz ve değerlendirmelerin sahibi: Prof. Dr. Hacı Mehmet Şahin – Gazi Üniversitesi Öğretim Üyesi, Gazete Ankara Dijital Haber Portalı Köşe Yazarı ve Analisti
İletişim: opoyrazoglu@gazeteankara.com.tr
Gazete Ankara WhatsApp Haber Hattı: +90 531 512 62 32
Haber kategorileri: Gündem, Bilim ve Teknoloji, Çevre ve Doğa, Politika
COP31 Antalya'da Başlıyor: Prof. Dr. Şahin'den Türkiye'ye Yol Haritası
COP31, 9–20 Kasım'da Antalya'da düzenleniyor. Prof. Dr. Hacı Mehmet Şahin'den Türkiye için iklim, yerli enerji, yeşil sanayi ve teknoloji önerileri.
Editoryal not: Haber, Şahin'in 19 Ekim, 22 Ekim ve 2 Kasım 2026 tarihlerinde yayımlanan üç köşe yazısının birleştirilmesiyle hazırlanmıştır. Doğrudan alıntılar üçüncü yazıdan alınmış; yorum, analiz ve öneriler yazarına atfedilmiştır.
YORUM YAP