YAZARLAR

02 Ocak 2026 Cuma, 12:22

Cumhuriyet Dönemi Müzik Politikaları: Kültürel DNA, Modernleşme ve Toplumsal Travma Analizi

Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş yıllarında gerçekleştirilen kültürel dönüşümün en stratejik ayaklarından birini müzik reformu oluşturmaktadır. Osmanlı İmparatorluğu’ndan aktarılan çok katmanlı müzik mirasının, modern ve ulusal bir kimlik ekseninde yeniden yapılandırılması süreci, sadece estetik bir tercih değil, aynı zamanda siyasi ve toplumsal bir inşa projesi olarak kurgulanmıştır.

Cumhuriyet’in kuruluş felsefesi, "muasır medeniyetler seviyesine ulaşma" hedefi doğrultusunda radikal bir kültürel dönüşümü öngörmüştür. Bu dönüşümün en keskin yaşandığı alanlardan biri kuşkusuz müziktir. Ancak müzik, sadece seslerin organizasyonu değil; bir toplumun bin yıllık ruh kökü, duygu dünyası ve estetik kodlarının (DNA’sının) taşıyıcısıdır.

Müzik İnkilab'nın Paradigması: Batılılaşma mı, Tasfiye mi?

Cumhuriyet dönemi müzik politikaları, Ziya Gökalp'in "Hars (Kültür) ve Medeniyet" ayrımına dayandırılmıştır. Gökalp'e göre; halk müziği "milli hars", Batı müziği ise "beynelmilel medeniyettir. Ancak bu formül uygulanırken, Osmanlı'nın yüzyıllardır rafine ettiği Klasik Türk Müziği (Saray/Enderun geleneği), "Bizans artığı" veya "Doğu’nun uyuşturucu etkisi" olarak nitelendirilerek sistem dışına itilmiştir.[1].

Bu noktada yapılan temel hata, sosyal bilimlerin doğasındaki "organik gelişim" ilkesinin göz ardı edilmesidir. İmalat sanayindeki bir makine ithal edilebilir, ancak bir toplumun estetik zevki bir gecede "ithal" bir sistemle (Batı tampere sistemi) değiştirilemez.

Eğitim Sistemindeki Kırılma ve "Alaturka-Alafranga" Çatışması

1924'te Musiki Muallim Mektebi'nin kurulması ve 1926'da Darülelhan'dan (bugünkü konservatuvar) Türk müziği eğitiminin kaldırılması, bin yıllık birikimin kurumsal düzeyde reddi anlamına geliyordu. Bu durum, toplumda şu derin travmalara yol açmıştır:

·        Duygusal Yabancılaşma: Toplumun "ruh köküne" hitap eden makamsal yapının yerini, halkın kulak aşinalığı olmadığı armonik yapının alması, birey ile devletin estetik algısı arasında bir uçurum yaratmıştır.

·        Kültürel Bellek Kaybı: Nota sisteminden meşk (usta-çırak) sistemine kadar uzanan geleneksel aktarım zinciri kopmuştur. Bir toplumun müzikal DNA'sını terk etmesi, geçmişiyle olan duygusal bağını yitirmesi demektir [2].

Müzik Yasakları ve Toplumsal Travma

1926-1975 yılları arasında eğitimde yer almaması, 1934-1936, radyolarda Türk müziği icrasının yasaklanması, bu "modernleşme" hamlesinin en travmatik noktasıdır. Bu yasak, halkı radyo dinlemekten uzaklaştırmış ve ironik bir şekilde Kahire Radyosu gibi Arapça yayın yapan kanallara yönlendirmiştir. Bu süreç, Türkiye'de ilerleyen yıllarda "Arabesk" müzik türünün sosyolojik bir patlama olarak ortaya çıkmasının zeminini hazırlamıştır [3].

Analiz ve Yorum: Organik vs. Mekanik Değişim

Bir toplumun müzik kültürünü yok saymak, biyolojik bir organizmanın DNA dizilimini bozmakla eşdeğerdir. Modernleşme, köklerden koparak değil, kökler üzerine yeni yapılar inşa ederek başarılı olur. Günümüzde konuya en iyi örnek Japonya ve Çin eğitim sistemi verilebilir. Batı müziği sisteminin "evrensel" “çağdaş” olduğu iddiasıyla taklit edilmesi, yerli olanın "yerel/ilkel" kategorisine hapsedilmesine neden olmuştur.

Oysa sağlıklı bir eğitimin kurgulanması, kendi kültürel değerleri ve kodları üzerinden yapılmalıydı.Türk müziğinin makamsal zenginliği temel alınarak, gerek duyulursa farklı teknikler üzerine inşa edilmeliydi. Sadece taklit yoluyla kurgulanan batı tamperaman sistemi ulus-devlet inşasının kültürel DNA ve kimyası ile uyuşmamıştır. Bu durum toplumun geniş kesimleri tarafından içselleştirilememiş; aksine elitler ve halk arasında kültürel bir kopukluk meydana getirerek kutuplaşmaya (Alaturka-Alafranga kavgası) hizmet etmiştir. Bugün müzik sisteminin en temel sorunu da budur.

Sonuç

Geleneksel Türk müziği, bu toplumun "duygusal haritasıdır". Bu haritayı çöpe atıp yabancı bir coğrafyanın haritasıyla yol bulmaya çalışmak, toplumu kültürel bir şizofreniye sürüklemiştir. Günümüzde bu travmanın izleri, hala "geleneksel" ile "modern" arasındaki estetik çatışmalarda gözlemlenebilmektedir. Köklü bir medeniyetin müzikal mirasını yok saymak, o toplumun gelecekte üreteceği sanat eserlerinin "ruhsuz" kalmasına yol açan en büyük etkendir.

Kaynakça

[1] Behar, C. (2005). Klasik Türk Musikisi Üzerine Denemeler. Bağlam Yayınları. (Cumhuriyet dönemi tasfiyelerinin ideolojik temelleri üzerine kapsamlı bir inceleme).

[2] Tekelioğlu, O. (1996). "The Rise of a Spontaneous Synthesis: The Historical Background of Turkish Popular Music". Middle Eastern Studies. (Müzik devriminin sosyolojik sonuçları ve yabancılaşma süreci).

[3] Stokes, M. (1998). Türkiye'de Arabesk Olayı. İletişim Yayınları. (Yasakların ve resmi politikanın halk üzerindeki ters etkisi).

 

Dr. Murat Karabulut – Köşe Yazarı
Gazete Ankara Dijital Haber Portalı
E-posta: mkarabulut@gazeteankara.com.tr
www.gazeteankara.com.tr
Türkiye’nin kalbi Ankara’nın sesi