KENT İÇİN ORTAK AKIL | No.10- Yerel Demokrasi, Bilinçli Toplum ve Ortak Gelecek Yazıları | Çöp Değil Kaynak: Döngüsel Kent Ekonomisi
Bir şehir, çöpünü yalnızca toplayıp uzaklaştırıyorsa sorunu görünmez kılar; atığını kaynağa dönüştürüyorsa geleceğini korur. Atık yönetimi artık sadece temizlik hizmeti değil; çevre, ekonomi, iklim, halk sağlığı, mahalle kültürü, tüketim alışkanlıkları ve yerel kalkınma meselesidir. Bilinçli toplum; yalnızca güvenli sokaklarda, eşit kamusal alanlarda ve adil ulaşımda değil, neyi ne kadar tükettiğinde, atığını nasıl ayrıştırdığında ve ortak çevre sorumluluğuna nasıl katıldığında da kendini gösterir.

Bir şehir her sabah yeniden başlar.
Sokaklar sabahın ilk ışıklarıyla birlikte usulca temizlenir, geceye ait izler silinir. Çöpler toplanır, bir günün yükü sessizce uzaklaştırılır. Pazar yerleri yıkanır, tezgâhların bıraktığı izler suyla arınır. Konteynerler boşaltılır, doluluğun ağırlığı hafifler. Atık kamyonları mahallelerden geçerken, şehrin görünmeyen düzeni yeniden kurulur.
Günlük hayat, çoğu zaman bu görünmeyen emek sayesinde düzenini korur.
Fakat şehir hayatının en sıradan görünen bu hizmeti, aslında geleceğin en stratejik konularından biridir.
Çünkü çöp dediğimiz şey, yalnızca gözden uzaklaştırılması gereken kirli bir yük değildir.
Çöp dediğimiz şey; tüketim alışkanlığımızın, üretim biçimimizin, kent kültürümüzün, çevre duyarlılığımızın ve gelecek kuşaklara karşı sorumluluğumuzun aynasıdır.
Bu yazı dizisinde bugüne kadar yerel demokrasiyi, mahalleyi, deprem hazırlığını, kentsel dönüşümü, suyu, ulaşımı, gençleri, yaşlıları ve kadınların şehir hakkını konuştuk. Her başlıkta aynı gerçeğe vardık: Kent, yalnızca yönetilen bir alan değil; birlikte düşünülen, birlikte korunan ve birlikte geleceğe hazırlanan ortak yaşam zeminidir.
Bugün bu ortak yaşamın en görünmeyen ama en dürüst alanlarından birini konuşuyoruz:
Atık.
Bir şehir, atığını nasıl yönetiyorsa geleceğini de öyle yönetir.
Atığı yalnızca toplayıp gömen şehir, kaynaklarını kaybeder.
Atığı azaltan, ayrıştıran, yeniden kullanan, geri dönüştüren ve ekonomiye kazandıran şehir ise hem çevresini hem ekonomisini hem de ortak yaşam kültürünü güçlendirir.
Bu nedenle temel soru şudur:
Bir şehir, çöpünü yalnızca topluyor mu; yoksa atığını kaynağa dönüştürerek döngüsel bir kent ekonomisi kurabiliyor mu?
Atık Yönetimi Temizlik Hizmetinden Daha Fazlasıdır
Belediyecilikte temizlik hizmetleri, vatandaşın en doğrudan gördüğü hizmet alanlarından biridir.
Çöp toplanmadığında sorun hemen fark edilir.
Sokak kirliyse tepki hemen oluşur.
Konteynerler doluysa şikâyet hızla yükselir.
Bu doğaldır.
Ancak atık yönetimini yalnızca “çöpün zamanında toplanması” olarak görmek artık yeterli değildir.
Çağdaş şehirlerde asıl hedef, çöpü daha hızlı toplamak değil; çöpün oluşumunu azaltmak, oluşan atığı kaynağında ayrıştırmak, geri kazanımı artırmak ve bertarafa giden miktarı düşürmektir.
Türkiye’de 2019 tarihli Sıfır Atık Yönetmeliği, hammadde ve doğal kaynakların etkin yönetimi ile sürdürülebilir kalkınma ilkeleri doğrultusunda atık yönetimi süreçlerinde çevre ve insan sağlığının korunmasını amaçlayan bir çerçeve ortaya koyuyor.
Bu yaklaşım, belediyeler için önemli bir zihniyet değişimi anlamına gelir.
Artık mesele sadece “atığı toplamak” değildir.
Mesele; atığı önlemek, kaynağında ayrıştırmak, yeniden kullanmak, geri dönüştürmek, organik atığı değerlendirmek, tehlikeli atığı doğru yönetmek, ekonomik değer üretmek ve bütün bunları mahalle düzeyinde kalıcı bir kültüre dönüştürmektir.
Çünkü atık yönetimi, kent temizliğinin ötesinde bir çevre ahlakı meselesidir.
Türkiye’de Atık Gerçeği: Rakamlar Bize Ne Söylüyor?
Atık meselesi soyut bir çevre duyarlılığı başlığı değildir.
Somut, ölçülebilir ve her gün büyüyen bir kentsel yönetim alanıdır.
TÜİK’in 2024 Atık İstatistikleri bültenine göre Türkiye’de atık hizmeti verilen belediyelerde 32,3 milyon ton atık toplandı. Belediyelerde kişi başı günlük ortalama atık miktarı 1,09 kilogram olarak hesaplandı. Toplanan belediye atıklarının yüzde 88,9’u atık işleme tesislerine, yüzde 10,9’u belediye çöplüklerine gönderildi.
Bu rakamlar bize iki temel gerçeği gösteriyor.
Birincisi, atık yönetimi büyük ölçekli bir belediye hizmetidir.
İkincisi, her yurttaş bu sistemin doğrudan parçasıdır.
Çünkü her ev, her okul, her iş yeri, her pazar, her restoran, her park ve her kamu kurumu atık üretir.
Dünya Bankası’nın What a Waste 2.0 çalışması da küresel ölçekte atık üretiminin büyüyen bir sorun olduğunu ortaya koyuyor. Rapora göre dünyada yıllık atık üretiminin 2050’ye kadar 3,40 milyar tona ulaşması bekleniyor.
Bu küresel tablo, şehirlerin artık atık meselesini ertelenebilir bir çevre hizmeti olarak değil; iklim, sağlık, ekonomi ve yaşam kalitesiyle bağlantılı stratejik bir konu olarak görmesi gerektiğini gösteriyor.
Atık yönetimi başarısız olursa, yalnızca çöp dağları oluşmaz.
Koku ağır ağır yayılır, sokakların nefesi daralır.
Haşereler çoğalır, görünmeyen bir huzursuzluk şehrin içine siner.
Toprak kirlenir, su bulanır; hayatın kaynağı sessizce zarar görür.
Metan gazı yükselir, görünmeyen bir yük gökyüzüne karışır.
Geri kazanılabilecek nice değer, fark edilmeden yitip gider.
Belediye bütçeleri bu yükün altında zorlanır, kaynaklar tükenir.
Ve bütün bunların sonunda, şehirlerin çevre kalitesi yavaş yavaş düşer.
Bu nedenle atık yönetimi, yalnızca temizlik müdürlüklerinin değil; planlama, çevre, iklim, eğitim, ekonomi, sosyal hizmetler ve yerel demokrasi birimlerinin de ortak meselesidir.
Çöp Sandığımız Şey, Ekonominin Kaybıdır
Bir ürün çöpe atıldığında, yalnızca o ürün kaybedilmez.
Onu üretmek için kullanılan hammadde, enerji, su ve emekle birlikte nakliye maliyeti ve ambalaj da kaybolur; çoğu zaman geri kazanılabilecek ekonomik değer de böylece yitip gider.
Bu nedenle atık yönetimi, yalnızca çevreci bir hassasiyet değil; aynı zamanda ekonomik akıl meselesidir.
Döngüsel ekonomi yaklaşımı tam da bu noktada önem kazanır.
Doğrusal ekonomi modeli, çoğu zaman “al, üret, tüket, at” anlayışıyla çalışır.
Döngüsel ekonomi ise ürünlerin, malzemelerin ve kaynakların mümkün olduğunca uzun süre değer döngüsü içinde kalmasını hedefler.
Avrupa Komisyonu’nun Döngüsel Ekonomi Eylem Planı, ürünlerin tasarımından üretimine, tüketiminden atık yönetimine kadar bütün yaşam döngüsünü kapsayan bir dönüşüm yaklaşımı ortaya koyuyor.
Bu yaklaşımın şehir hayatındaki karşılığı açıktır:
Daha az atık üretmek, daha uzun ömürlü ürünler kullanmak ve tamir kültürünü yeniden hayatın doğal bir parçası hâline getirmek, şehirlerin sürdürülebilir geleceği için atılması gereken ilk adımlardır. Yeniden kullanım alanları oluşturmak ve geri dönüşümü güçlendirmek ise yalnızca çevresel bir tercih değil, aynı zamanda ekonomik bir zorunluluktur.
Organik atığı komposta dönüştürmek ve ikincil hammadde kullanımını artırmak, kaynakların döngü içinde kalmasını sağlar. Bütün bunların temelinde ise tüketimi bilinçli hâle getirmek yatar; çünkü gerçek dönüşüm, bireyin günlük tercihleriyle başlar ve toplumun ortak alışkanlıklarına dönüşerek kalıcı hâle gelir.
Bir şehir, atığı yalnızca belediye kamyonlarının taşıdığı bir yük olarak görürse kaybeder.
Ama atığı kaynak olarak görürse yeni bir yerel ekonomi alanı oluşturabilir.
Sıfır Atık Kültürü Evde Başlar, Mahallede Yerleşir
Sıfır atık, yalnızca kamu binalarına geri dönüşüm kutusu koymak değildir.
Sıfır atık, yalnızca bir uygulama değil; hayatın her alanına nüfuz eden bir yaşam kültürüdür. Evde atılan ilk adımla başlar, okulda bilgiye ve bilince dönüşür, mahallede ortak bir alışkanlık hâline gelir. Belediyenin kurduğu sistemle güç kazanır ve nihayetinde ekonomide somut bir değere dönüşerek toplumsal refahın parçası olur.
Bir evde plastik, kâğıt, cam, metal, organik atık ve tehlikeli atık ayrıştırılmıyorsa; sistemin sonraki aşamalarında başarı zorlaşır.
Bir okulda çocuklar atık ayrıştırmayı davranış hâline getirmiyorsa, gelecek kuşakların çevre bilinci eksik kalır.
Bir mahallede geri dönüşüm noktaları erişilebilir değilse, yurttaşın iyi niyeti uygulamaya dönüşemez.
Bir belediye düzenli toplama, ayrıştırma ve geri kazanım sistemi kurmamışsa, evde yapılan ayrıştırma boşa gidebilir.
Bu nedenle sıfır atık kültürü, bireysel duyarlılıkla kurumsal kapasitenin buluştuğu yerde güçlenir.
Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığına bağlı Çevre Yönetimi Genel Müdürlüğünün Sıfır Atık değerlendirmesinde, geri kazanım oranının 2017’de yüzde 13 seviyesindeyken 2025 itibarıyla yüzde 37,53’e ulaştığı belirtiliyor. Aynı açıklamada 81 il için Sıfır Atık Yönetim Sistemi Planları ile yıllık eğitim ve farkındalık planları hazırlandığı ifade ediliyor.
Bu hedeflerin yerel düzeyde karşılık bulması için sıfır atık, yalnızca kampanya diliyle değil; mahalle ölçeğinde kolay uygulanabilir sistemlerle desteklenmelidir.
Vatandaşın en çok sorduğu soru basittir:
Ben ayrıştırıyorum, sonra ne oluyor?
Bu soruya açık, güvenilir ve izlenebilir cevap verilmediği sürece sıfır atık kültürü tam olarak yerleşmez.
Organik Atık: En Büyük Kayıplardan Biri
Kentlerde oluşan atığın önemli bir bölümü organik atıklardan oluşur.
Sebze-meyve artıkları, pazar atıkları, yemek artıkları, park-bahçe atıkları ve benzeri organik atıklar doğru yönetilmediğinde çöp sahalarında koku, sızıntı suyu ve metan emisyonu sorunlarına yol açabilir.
Oysa organik atık doğru yönetildiğinde kompost, toprak iyileştirici, biyogaz ve yerel tarım destekleri için kaynak hâline gelebilir.
Bir pazar yerinin gün sonunda oluşturduğu atık, sadece toplanıp uzaklaştırılacak bir yük değildir.
Ayrıştırılırsa kompost olabilir.
Park ve bahçelerde kullanılabilir.
Kentsel tarım uygulamalarına destek verebilir.
Okullarda çevre eğitimine konu olabilir.
Mahalle bostanları için kaynak olabilir.
Bu nedenle organik atık yönetimi, özellikle belediyeler için büyük bir fırsattır.
Pazar yerleri, restoranlar, oteller, yemekhaneler, okul kantinleri, park-bahçe birimleri ve büyük siteler; organik atık yönetimi için öncelikli alanlar olabilir.
Burada önemli olan sadece toplama değil, sistem kurmaktır.
Organik atık ayrı toplanmalı.
Kompost tesisleri planlanmalı.
Mahalle ölçeğinde küçük uygulamalar denenmeli.
Park-bahçe atıklarıyla birlikte değerlendirilmeli.
Çiftçiler, kooperatifler ve yerel üreticilerle bağ kurulmalıdır.
Böylece atık, çevre yükü olmaktan çıkıp yerel ekolojik döngünün parçası hâline gelebilir.
Atık Ayrıştırma Vatandaşın İradesiyle, Belediyenin Sistemiyle Başarılır
Atık ayrıştırma konusunda en büyük yanılgılardan biri, sorumluluğu yalnızca vatandaşa yüklemektir.
Elbette yurttaşın sorumluluğu vardır.
Atığı kaynağında ayrıştırmak, israfı azaltmak, geri dönüşüm kutularını doğru kullanmak, tehlikeli atıkları gelişi güzel atmamak ve kullan-at kültüründen uzaklaşmak bireysel ve toplumsal sorumluluktur.
Ancak yurttaşın bu sorumluluğu yerine getirebilmesi için belediyenin de güvenilir, sürekli ve anlaşılır bir sistem kurması gerekir.
Ayrıştırma kutuları yeterli değilse, toplama günleri bilinmiyorsa, geri dönüşüm noktaları erişilebilir değilse, hangi atığın nereye atılacağı anlaşılır biçimde anlatılmıyorsa ve toplanan atıkların akıbeti paylaşılmıyorsa vatandaşın güveni zayıflar.
Bu nedenle atık yönetimi, tek taraflı bir çağrı değildir.
Belediye ile yurttaş arasında güven ilişkisi gerektirir.
Mahalle meclisleri, kent konseyleri, site yönetimleri, okullar, esnaf odaları ve yerel sivil toplum kuruluşları bu sürecin doğal ortağı olmalıdır.
Bir mahallede geri dönüşüm oranı düşükse, bunun nedeni yalnızca duyarsızlık olmayabilir.
Belki sistem anlaşılır değildir.
Belki konteynerler yetersizdir.
Belki toplama saatleri uygun değildir.
Belki bilgilendirme eksiktir.
Belki apartman ve site yönetimleri sürece katılmamıştır.
Bu nedenle her mahalle için “Atık Katılım Haritası” hazırlanmalıdır.
Nerede atık yoğunlaşıyor?
Hangi noktalarda ayrıştırma yetersiz?
Hangi apartmanlar, okullar, pazarlar ve işletmeler pilot alan olabilir?
Hangi mahallede organik atık toplama denenebilir?
Hangi bölgede tekstil, elektronik, bitkisel atık yağ veya pil toplama noktası eksik?
Bu sorulara cevap verilmeden döngüsel kent ekonomisi kurulamaz.
Geri Dönüşümün İlk Şartı Güvenilirliktir
Geri dönüşüm kültürünün gelişmesi için vatandaşın sisteme güvenmesi gerekir.
Yurttaş ayrıştırdığı atığın gerçekten geri dönüştürüldüğünü bilmek ister.
Kâğıt, cam, metal, plastik, elektronik atık, tekstil atığı, pil, bitkisel atık yağ ve organik atık için ayrı ayrı işleyen bir sistem olduğunu görmek ister.
Belediyeler bu konuda düzenli ve sade veri paylaşmalıdır.
Mahalle bazında ne kadar geri dönüştürülebilir atık toplandı?
Ne kadarı geri kazanıma gitti?
Ne kadar organik atık komposta dönüştürüldü?
Kaç okul sıfır atık uygulamasına katıldı?
Kaç apartman veya site ayrıştırma sistemine geçti?
Kaç litre bitkisel atık yağ toplandı?
Kaç kilogram pil, elektronik atık veya tekstil atığı toplandı?
Bu veriler kamuya açık biçimde paylaşıldığında, vatandaş yaptığı katkının sonucunu görür.
Katkısının görünür olduğunu gören yurttaş ise sürece daha güçlü katılır.
Şeffaflık, geri dönüşüm kültürünün yakıtıdır.
Atık Toplayıcıları ve Sosyal Boyut Görmezden Gelinmemeli
Atık yönetimi konuşulurken çoğu zaman gözden kaçan bir toplumsal gerçek daha vardır:
Sokak toplayıcıları, kayıt dışı çalışanlar ve geri dönüşüm zincirinin görünmeyen emekçileri.
Birçok şehirde geri dönüştürülebilir malzemelerin önemli bir kısmı, zor şartlarda çalışan insanlar tarafından toplanır.
Bu alanı yalnızca güvenlik veya düzen sorunu olarak görmek eksik olur.
Burada sosyal adalet, kayıtlı çalışma, iş sağlığı ve güvenliği, gelir güvencesi ve insan onuru boyutları da dikkate alınmalıdır.
Döngüsel ekonomi, sadece malzemeyi sisteme kazandırmak değildir.
İnsanı da sistemin dışında bırakmamaktır.
Yerel yönetimler; geri dönüşüm sektöründeki kayıt dışı emeği, kooperatif modelleri, lisanslı toplama sistemleri, sosyal destek mekanizmaları ve güvenli çalışma şartlarıyla daha sağlıklı bir çerçeveye taşıyabilir.
Atık yönetimi, yoksulluğu görünmez kılan değil; emeği koruyan ve sosyal adaleti güçlendiren bir yerel politika alanı hâline gelmelidir.
Tüketim Kültürü Değişmeden Atık Azalmaz
Atık yönetiminin en ileri aşaması geri dönüşüm değildir.
Asıl ileri aşama, atığın oluşmasını önlemektir.
Çünkü hiç üretilmeyen atık, en iyi yönetilen atıktır.
Bu nedenle döngüsel kent ekonomisi, yalnızca çöp kutularından başlamaz.
Market alışverişinden başlar.
Ambalaj tercihinden başlar.
Tek kullanımlık ürünlerden uzak durmaktan başlar.
Tamir kültürünü yeniden değerli görmekten başlar.
İkinci el kullanımın itibarlı hâle gelmesinden başlar.
Gıda israfını azaltmaktan başlar.
İhtiyaç ile tüketim arzusunu ayırabilmekten başlar.
Bir şehirde herkes daha çok tüketmeye teşvik edilirken, atık yönetiminin sadece geri dönüşüm kutularıyla çözülmesi mümkün değildir.
Birleşmiş Milletler’in Sürdürülebilir Kalkınma Amacı 12, sürdürülebilir üretim ve tüketim kalıplarını güvence altına almayı hedefliyor. Bu hedef, kimyasalların ve atıkların yaşam döngüleri boyunca çevresel açıdan sağlıklı yönetilmesini ve atık oluşumunun azaltılmasını öne çıkarıyor.
Bu nedenle bilinçli toplum, yalnızca atığını ayrıştıran toplum değildir.
Bilinçli toplum, gereksiz tüketimi sorgulayan toplumdur.
Döngüsel Kent Ekonomisi İçin Yedi Somut Adım
Atığı kaynağa dönüştüren bir şehir için yerel yönetimler, mahalleler ve yurttaşlar düzeyinde yedi temel adım atılabilir:
Birincisi: Mahalle atık haritası hazırlanmalıdır.
Her mahallede atığın türü, yoğunluğu, toplama noktaları, geri dönüşüm altyapısı, pazar yeri atıkları, okul ve site potansiyeli belirlenmelidir.
İkincisi: Kaynağında ayrıştırma sistemi sadeleştirilmelidir.
Vatandaşın hangi atığı nereye koyacağını kolayca anlayacağı renk, işaret, takvim ve bilgilendirme sistemi kurulmalıdır.
Üçüncüsü: Organik atık ayrı bir politika alanı olmalıdır.
Pazar yerleri, büyük siteler, restoranlar, yemekhaneler, park-bahçe birimleri ve okullarda organik atık toplama ve kompost uygulamaları yaygınlaştırılmalıdır.
Dördüncüsü: Geri dönüşüm verileri mahalle bazında paylaşılmalıdır.
Toplanan, ayrıştırılan, geri kazanılan ve bertarafa giden atık miktarları düzenli olarak kamuoyuna açıklanmalıdır.
Beşincisi: Okullarda atık okuryazarlığı geliştirilmelidir.
Çocuklar yalnızca geri dönüşüm kutularını değil; tüketim, israf, tamir, yeniden kullanım, kompost ve döngüsel ekonomi mantığını öğrenmelidir.
Altıncısı: Yeniden kullanım ve tamir kültürü desteklenmelidir.
Belediyeler; tamir atölyeleri, ikinci el değişim günleri, kullanılabilir eşya paylaşım merkezleri ve sosyal destek mağazaları kurabilir.
Yedincisi: Atık yönetimi kent konseyleri ve mahalle meclisleriyle izlenmelidir.
Kent konseyleri, çevre meclisleri, muhtarlıklar, site yönetimleri, esnaf ve sivil toplum; atık yönetimindeki hedefleri, uygulamaları ve sonuçları birlikte takip etmelidir.
Bu yedi adım, çöpü yalnızca temizlik konusu olmaktan çıkarır.
Onu çevre, ekonomi, eğitim, sosyal adalet ve yerel demokrasi meselesi hâline getirir.
Pazartesi Yazısına Doğru: Dijital Belediye, Dijital Yurttaş
Bu yazıda atığın nasıl kaynağa dönüşebileceğini ve döngüsel kent ekonomisinin mahalle kültürüyle nasıl güçlenebileceğini ele aldık.
Pazartesi günü yayımlanacak bir sonraki yazıda ise yerel yönetimlerin geleceğini belirleyen başka bir büyük dönüşüm alanını konuşacağız:
Dijital belediyecilik.
KENT İÇİN ORTAK AKIL | No.11 başlığında şu sorunun cevabını arayacağız:
Dijital belediye, yalnızca işlemleri çevrim içi yapan belediye midir; yoksa açık veri, şeffaflık, katılım, karar takibi ve hesap verebilirlik üreten yeni bir yerel demokrasi alanı mıdır?
Çünkü bilinçli toplumun güçlenmesi için bilgiye erişim, veriye dayalı karar, açık süreç ve dijital katılım artık kaçınılmazdır.
Ancak unutulmaması gereken bir gerçek vardır:
Dijitalleşme insanı dışarıda bırakırsa değil, yurttaşı kararın içine alırsa değerlidir.
Son Söz: Çöp Değil, Ortak Geleceğin Aynası
Atık, şehirlerin en dürüst aynalarından biridir.
Ne tükettiğimizi gösterir.
Neyi israf ettiğimizi gösterir.
Neyi ayrıştırmadığımızı gösterir.
Neyi kaybettiğimizi gösterir.
Ve aslında geleceğe ne kadar sorumlulukla baktığımızı gösterir.
Bir şehir, çöpünü yalnızca topluyorsa günü kurtarır.
Ama atığını azaltıyor, ayrıştırıyor, geri kazanıyor, yeniden kullanıyor ve ekonomiye kazandırıyorsa geleceğini kurar.
Bugün ihtiyaç duyduğumuz şey, yalnızca daha fazla çöp kamyonu değildir.
Daha bilinçli tüketimdir.
Daha iyi ayrıştırmadır.
Daha şeffaf belediye sistemidir.
Daha güçlü mahalle katılımıdır.
Daha yaygın geri dönüşüm kültürüdür.
Daha adil ve döngüsel bir yerel ekonomidir.
Çünkü çöp dediğimiz şey, doğru bakıldığında kaynak olabilir.
Kaynak ise doğru yönetildiğinde gelecek olur.
Ve geleceğini önemseyen şehir, çöpünü bile ortak akılla yönetir.
Dr. Oğuz Poyrazoğlu
Gazi Üniversitesi Teknoloji Fakültesi Öğretim Üyesi
Gazete Ankara Dijital Haber Portalı – Köşe Yazarı
Kurucu ve Sorumlu Yazı İşleri Müdürü
opoyrazoglu@gazeteankara.com.tr
Yararlanılan Dijital Kaynaklar
Bu yazının kaynak omurgası; Türkiye’de belediye atıkları ve kişi başı günlük atık miktarına ilişkin güncel veriler sunan TÜİK 2024 Atık İstatistikleri, sıfır atık yönetim sisteminin kurulması, izlenmesi ve yaygınlaştırılmasına ilişkin usul ve esasları belirleyen Sıfır Atık Yönetmeliği, geri kazanım oranlarındaki gelişimi ve sıfır atık uygulamalarına ilişkin güncel bilgileri paylaşan Çevre Yönetimi Genel Müdürlüğü Sıfır Atık değerlendirmesi, döngüsel ekonomi yaklaşımını ürünlerin tasarımından üretimine, tüketiminden atık yönetimine kadar bütün yaşam döngüsü içinde ele alan Avrupa Komisyonu Döngüsel Ekonomi Eylem Planı, sürdürülebilir üretim ve tüketim kalıplarını güvence altına almayı hedefleyen Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Amacı 12 ve küresel katı atık yönetimi projeksiyonlarını ortaya koyan Dünya Bankası What a Waste 2.0 çalışması üzerine kuruludur.
Bu dijital kaynaklar, atık meselesinin yalnızca temizlik veya bertaraf hizmeti olmadığını; kaynak verimliliği, iklim politikası, yerel ekonomi, tüketim alışkanlıkları, mahalle katılımı, sosyal adalet, şeffaf veri ve döngüsel kalkınma ile ele alınması gereken çok boyutlu bir kent politikası alanı olduğunu göstermektedir.
YORUM YAP