YAZARLAR

19 Temmuz 2026 Pazar, 00:00

Gökyüzündeki Günah Keçisi: HAARP ve Bilimin Çaresizliği

 

Değerli Okuyucularımız,

İnsanoğlu asırlardır doğanın muazzam gücü karşısında sarsılıyor; toprak bölünüyor, ormanlar külleniyor, gökyüzü yarılıp üzerimize sular boşaltıyor. En son Kahramanmaraş’ta yaşadığımız o büyük felaket yüreklerimizi dağlarken, yüzümüze sert bir gerçeği daha çarpıyor: Bizler sadece enkazın altında kalmıyoruz; kriz anlarında rasyonel aklımızı da dezenformasyonun karanlık dehlizlerinde yitiriyoruz.

Ne zaman canımız yansa, ne zaman doğa bize çaresizliğimizi hatırlatsa, dijital dünyanın gizli gazetesi hemen aynı tescilli günah keçisini sahneye sürüyor: HAARP (High Frequency Active Auroral Research Program-Yüksek Frekanslı Etkin Kutup Işıkları Araştırma Programı). Son yıllarda sosyal medyadan kahvehanelere kadar her köşe başında karşımıza çıkan bu teknoloji, adeta her büyük doğal afetin baş şüphelisi ilan ediliyor. Doğanın bu devasa gücü karşısında hissettiğimiz çaresizlik, bizi rasyonel düşünceden uzaklaştırıp komplo teorilerinin güvenli limanlarına sığınmaya zorluyor.

Gelin, acının ve şokun yarattığı o dumanlı havayı hep birlikte dağıtmaya çalışalım. Bilimin projektörünü bu karanlık iddialara tutarak gözlerimizin önüne serilen tabloyu üç net boyutta inceleyelim. Çünkü aydın bir zihnin, bu topraklara ve gerçeğe olan en büyük borcu budur.

İşte tüm yönleriyle 3 başlık altında HAARP ve bilimin çaresizliği...

1. Fizik Kurallarını Ağlatan İmkânsızlık

Bir tarafta bulutları çarpıştırıp kasırga koparan, fay hatlarını uzaktan kumandayla tetikleyen bir "süper silah" efsanesi var; diğer tarafta ise lise düzeyindeki fizik bilgisiyle bile çürütülecek bilimsel gerçekler.

Uzmanlar bas bas bağırıyor; atmosferin katmanları vardır. Bizim yağmurumuz, çamurumuz, fırtınamız, yani tüm meteorolojik olaylarımız kafamızı kaldırdığımızda gördüğümüz Troposfer katmanında (0-15 km) yaşanır. Oysa Alaska’daki o meşhur tesis, buralarla hiç ilgilenmez; ta 75 kilometre yukarıdaki İyonosfer katmanını inceler. HAARP’ın gönderdiği radyo dalgaları, bulutların olduğu o alt katmana hiç dokunmadan, adeta bir hayalet gibi geçip gider. Buradan bir fırtına çıkarmak fiziki olarak imkânsızdır.

Daha da vahimi, bu dalgaların deprem yarattığı iddiasıdır. Deprem, yer kabuğunun kilometrelerce altında, devasa tektonik plakaların mekanik olarak sıkışıp patlamasıyla olur. Radyo dalgalarının toprağın altına nüfuz edip fay hattını kıracak bir kinetik güç üretmesi, bilinen tüm fizik kanunlarına hakarettir. Enerji ölçeği açısından bakarsak; HAARP’ın iyonosfere gönderdiği enerji, Güneş’in her saniye dünyaya fırlattığı devasa enerjinin yanında devede kulak bile kalmaz. Bu iddia, koskoca okyanusa bir bardak sıcak su döküp "Bakın, okyanusun sıcaklığını değiştirdim" demeye benzer.

2. Büyük Acılara "İnsan Eliyle" Düşman Arama Psikolojisi

Peki, bilim bu kadar netken neden her felakette (2021 yangınlarında, Bulgaristan sellerinde, Kahramanmaraş depreminde) milyonlarca insan bu yalana sarılıyor? Cevap, insanın sosyo-psikolojik savunma mekanizmalarında gizlidir.

İnsan psikolojisi, doğanın o kontrol edilemez, devasa ve acımasız gücü karşısında çaresiz hissetmekten nefret eder. Depremin tamamen rastlantısal ve önüne geçilemez doğasını kabul etmek yerine, arkasında "kötü niyetli de olsa bir insan aklı" (örneğin ABD ordusu veya gizli güçler) olduğunu düşünmek, paradoksal olarak daha katlanabilir gelir. Çünkü bir düşman varsa, onunla mücadele edilebilir, ona öfke duyulabilir. Ama doğaya dava açamazsınız, fay hattına bağıramazsınız.

Buna bir de psikolojide "Apophenia" (Örüntü Arama Yanılgısı) dediğimiz durum eklenince komplo teorisi tamamlanıyor. Depremden önce uçan kuşlar, gökyüzünde beliren tuhaf şekilli bir bulut... Bunlar tamamen sıradan doğa olaylarıyken, zihnimiz bu alakasız noktaları birleştirip sahte bir neden-sonuç ilişkisi kuruyor: "Gördün mü, bulut öyleydi, arkasından deprem oldu, demek ki  HAARP!"

3. Sosyal Medyanın Kirli Algoritmaları

Kahramanmaraş depreminin hemen ardından Twitter’da (X) HAARP başlığıyla 550 binden fazla paylaşım yapılmış. Bu korkunç bir rakamdır. Bu rakam bize bilimin değil, dezenformasyonun hızını gösterir.

Sosyal medya algoritmaları rasyonel, sakin ve "sıkıcı" bilimsel açıklamaları sevmez. Algoritma; şoke eden, korku yayan, öfke patlaması yaratan içerikleri öne çıkarır. Bir bilim insanının çıkıp "Dostlar, bu fiziksel olarak mümkün değil" şeklindeki düz açıklaması, "Şok görüntü! Depremi tetikleyen o gizli dalgalar!" yalanının aldığı etkileşimin binde birini bile alamaz.

İşin aslı şudur: HAARP, 1990’da askeri bir projeyle başlasa da 2014’te tamamen üniversiteye devredilmiş, navigasyon (GPS), Wi-Fi ve uydu iletişimini geliştirmeyi amaçlayan sivil ve akademik bir araştırma tesisidir. Ancak zihinlerdeki askeri imaj o kadar köklüdür ki, gerçeğin sesi dezenformasyonun gürültüsünde boğulmaktadır.

Sonuç ve Değerlendirme

Bu çalışmada ele alınan veriler ve bilimsel gerçekler, modern toplumların kriz anlarında karşı karşıya kaldığı en büyük tehditlerden birini açıkça ortaya koymaktadır: Bilim okuryazarlığı eksikliği ve bunun beslediği dijital dezenformasyon altında acının manipüle edilmesi. HAARP projesi etrafında örülen komplo teorileri, sadece fiziksel ve meteorolojik imkansızlıkları göz ardı etmekle kalmamış; aynı zamanda toplumsal travma ve büyük afet anlarında kitlelerin rasyonel düşünme yetisini nasıl felç edebileceğini de gözler önüne sermiştir. İnsanoğlunun doğanın devasa gücü karşısında duyduğu çaresizlik hissini psikolojik bir savunma mekanizmasıyla "somut bir düşmana" yönlendirme eğilimi, sosyal medyanın kaostan beslenen algoritmalarıyla birleştiğinde, bilimsel gerçeklerin sesini boğan küresel bir bilgi kirliliğine dönüşmektedir.

Bugün tescilli bir günah keçisi haline getirilen HAARP, gelecekte yaşayacağımız küresel ya da yerel her büyük doğal afette, bu dijital hayalet internette yeniden canlandırılacak ve acılı kitlelerin zihinlerini bulandırmaya devam edecektir. Akademik ve sivil araştırma tesislerinin birer dijital manipülasyon aparatına dönüştürülmesini engellemenin tek yolu, toplumların kriz yönetimindeki iletişim stratejilerini güçlendirmek, bilimin rehberliğine sadık kalmak ve dezenformasyona karşı toplumsal bir bağışıklık kazanmaktır.

Son söz olarak; ne olursa olsun vazifemiz aklın, bilimin ve rasyonel düşüncenin safında dimdik ayakta kalmaktır. Çünkü toplumları ve insanlığı gelecekteki enkazlardan HAARP efsaneleri ile örülmüş komplo teorileri değil; ancak bilim, doğru mühendislik ve aklın rehberliği koruyacaktır.

Saygılarımla,

Prof. Dr. Ayhan ERDEM
Gazi Üniversitesi Öğretim Üyesi
aerdem@gazeteankara.com.tr
Gazete Ankara DHP-Köşe Yazarı
“Türkiye’nin kalbi Ankara’nın sesi”

 

 

 

 

 

YORUM YAP

Yorumu Gönder

YORUMLAR (0)