Yılmaz: “Medeniyetimiz Hiçbir Zaman Antisemitik Olmamıştır”
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, Ankara’da düzenlenen 1. Müslüman Diasporalar Forumu’nda İslamofobi, Gazze ve küresel adalet konularında mesajlar verdi. Yılmaz, “Bizim medeniyetimiz hiçbir zaman antisemitik olmamıştır, bundan sonra da olmayacaktır” dedi. Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy ise Müslüman diasporaların Filistin mücadelesinin dünyaya anlatılmasında kritik rol üstlendiğini belirtti.
Ankara – GA Dijital Haber Portalı / Politika Haberleri- Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı (YTB) ile İslam Ülkeleri İstatistik, Ekonomik ve Sosyal Araştırma ve Eğitim Merkezi (SESRIC) iş birliğinde ilk kez düzenlenen İslam İşbirliği Teşkilatı Üye Devletleri 1. Müslüman Diasporalar Forumu, Ankara’da gerçekleştirildi.
“Köklerden Ufuklara” temasıyla düzenlenen forumda; Müslüman diasporaların yaşadıkları ülkelerdeki konumları, İslamofobiyle mücadele, kültürel kimliğin korunması, genç nüfusun geleceğe hazırlanması, Gazze’de yaşananlar ve Filistin meselesinin uluslararası kamuoyuna anlatılması ele alındı.
Foruma Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz ve Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy’un yanı sıra Yurt Dışındaki Pakistanlılar ve İnsan Kaynaklarının Geliştirilmesinden Sorumlu Federal Bakan Chaudhry Salik Hussain, Diaspora ile İlişkiler Devlet Komitesi Başkanı Fuad Muradov, Dışişleri Bakan Yardımcısı Musa Kulaklıkaya, Kültür ve Turizm Bakan Yardımcıları Dr. Serdar Çam ile Coşkun Yılmaz, İİT Genel Sekreter Yardımcısı Büyükelçi Dr. Dawas Dawas, SESRIC Başkanı Zehra Zümrüt Selçuk ve YTB Başkanı Abdulhadi Turus katıldı.
“Genç nüfusunu geleceğe hazırlayan toplumlar avantaj elde edecek”
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, dünyanın farklı coğrafyalarında yaşayan Müslüman diasporaların meselelerine kardeşlik anlayışı ve sorumluluk bilinciyle yaklaşılması gerektiğini söyledi.
İslam İşbirliği Teşkilatının 57 üye ülkeyle Birleşmiş Milletlerden sonra en fazla üyeye sahip uluslararası teşkilat olduğuna işaret eden Yılmaz, 2025 yılı itibarıyla dünyadaki Müslüman nüfusun 2 milyarı aştığını belirtti.
Bu sayının dünya nüfusunun yaklaşık dörtte birine karşılık geldiğini dile getiren Yılmaz, şunları söyledi:
“Bu nüfusun yarısından fazlasının 25 yaşın altında bulunması, önümüzde büyük ve dinamik bir beşerî sermaye varlığına sahip olduğumuzu gösteriyor. Dünyada çok ciddi bir demografik dönüşüm var. Dünya yaşlanıyor, çocuk sayısı azalıyor. Genç nüfusu olan ve bu genç nüfusu geleceğe iyi hazırlayan toplumlar büyük avantaj elde edecekler.”
Müslüman diasporaların ekonomik ve toplumsal gücü
İİT üyesi ülkelere mensup 60 milyonu aşkın insanın dünyanın farklı kıtalarında güçlü diaspora ağları oluşturduğunu kaydeden Yılmaz, bu toplulukların yaşadıkları ülkelerin ekonomik, sosyal ve kültürel hayatına katkı sunduğunu ifade etti.
Diasporaların aynı zamanda köken ülkeleriyle bilgi, tecrübe, yatırım ve ticaret bağlarını canlı tuttuğunu belirten Yılmaz, 2024 yılında 38 ülkeyi kapsayan verilere ilişkin şu değerlendirmede bulundu:
“Bu diasporanın geldikleri ülkelere 200 milyar dolara yakın bir kaynağı transfer ettiğini görüyoruz. Bu diasporanın gönderdiği kaynaktan çok daha kıymetli olan durum, diasporada yetişmiş insanların ülkeler arasında kurdukları bağlardır.”
Gazze üzerinden küresel adalet eleştirisi
Gazze’de yaşananlara değinen Yılmaz, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu yönetiminin uluslararası mahkemeler önünde soykırım suçlamasıyla yargılandığını hatırlattı.
Gazze’ye yönelik bombardımanların yanı sıra açlığın ve zorunlu göçün birer silah olarak kullanıldığını belirten Yılmaz, çocukların, kadınların ve masum sivillerin hayatlarının hiçe sayıldığını söyledi.
Yılmaz, bilimsel, teknolojik ve ekonomik ilerlemelerin tek başına zulümleri önlemeye yetmediğini vurgulayarak şu ifadeleri kullandı:
“Bir kez daha şunu görmüş olduk; bilimsel, teknolojik ve ekonomik ilerlemeler, eşsiz zulümler işlenmesine maalesef engel olmuyor. Bu ilerlemeleri hukuk, ahlak, merhamet ve insani değerlerle buluşturmadığınız sürece daha büyük zulümlere yol açabiliyor.”
“Daha adaletli bir dünya için çalışmaya devam edeceğiz”
Birleşmiş Milletler kararlarının uygulanmaması, uluslararası hukukun etkisiz bırakılması ve sorumluların korunmasının mevcut küresel düzenin adalet üretme kapasitesindeki zayıflığı gösterdiğini ifade eden Yılmaz, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “Dünya beşten büyüktür” çağrısının bu zeminde yükseldiğini belirtti.
Bu çağrının yalnızca Birleşmiş Milletler kurumlarında reform yapılması talebinden ibaret olmadığını vurgulayan Yılmaz, şöyle konuştu:
“Daha adaletli bir küresel düzene ihtiyaç duyduğumuzu, bunun için çaba sarf etmemiz gerektiğini ve bunun da mümkün olduğunu söylüyor. Gazze başta olmak üzere, ‘Güçlüysem her istediğimi yapabilirim’ gibi tehlikeli bir zihniyetin geliştiğini görüyoruz. Buna karşı biz şunu söylüyoruz; hiç kimsenin merhametine güvenebileceğimiz bir dönemde değiliz. Rekabetin derinleştiği bir dönemdeyiz. Ancak şu iddiamızı ortaya koyuyoruz: ‘Güçlü olacağız, kendi gücümüze dayanacağız, bundan başka çaremiz yok’ diyoruz. ‘Hem haklı hem güçlü olacağız’ diyoruz. Bütün yaşananlara rağmen insanlık için umudumuzu kaybetmeden daha adaletli bir dünya için çalışmaya devam edeceğiz.”
Yılmaz, Türkiye’nin Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın liderliğinde hakkın, hakikatin ve mazlumların yanında yer almayı; Gazze halkına insani yardım ulaştırmayı ve Filistin davasını uluslararası platformlarda savunmayı sürdüreceğini söyledi.
“İfade özgürlüğü, nefret söylemi özgürlüğü değildir”
Dünyanın farklı bölgelerinde yaşayan Müslümanların karşı karşıya kaldığı en önemli sorunlardan birinin İslamofobi olduğunu belirten Yılmaz; camilere, Kur’an-ı Kerim’e ve Müslüman kimliğine yönelik saldırıların bireysel önyargıların ötesine geçtiğini söyledi.
İslam karşıtlığının siyaset, medya ve kamusal hayat üzerinde etkili olan yapısal bir tehdide dönüştüğünü dile getiren Yılmaz, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Medyaya bakıyoruz, bu saldırıları yapanları hemen bireysel bir yanlış yapmış kişi olarak takdim ediyorlar. Bunların ortaya çıktığı bir ortam var. Arka planda bu eylemleri destekleyen bir siyasal söylem ve bir medya ortamı var. Bütün bunlarla birlikte ortaya çıkan eylemleri değerlendirmemiz ve buna karşı tavır ortaya koymamız gerekiyor. İfade özgürlüğünü Müslümanların kutsallarına saldırmanın kalkanı hâline getiren, demokrasi ve eşit vatandaşlık ilkelerini seçici biçimde uygulayan hiçbir yaklaşımı meşru görmüyoruz. Elbette ifade hürriyetinden yanayız ama ifade hürriyeti nefret söylemi hürriyeti değildir. İfade hürriyeti, kutsallara hakaret hürriyeti değildir.”
İsrail ve Gazze söz konusu olduğunda ifade özgürlüğünün sınırlarının daraltıldığını savunan Yılmaz, insan haklarını evrensel bir değer olarak benimseyen herkesin Müslümanların inançlarını, kimliklerini ve ibadethanelerini hedef alan saldırılara karşı açık ve kararlı bir tutum sergilemesi gerektiğini ifade etti.
“Bizim medeniyetimiz hiçbir zaman antisemitik olmamıştır”
Müslümanların tarih boyunca Hristiyanlar, Yahudiler ve diğer dinlerin mensuplarıyla bir arada yaşama kültürü geliştirdiğini belirten Yılmaz, hiçbir topluluğa dini veya inancı nedeniyle nefretle yaklaşmadıklarını vurguladı.
Türkiye’nin itirazının dinleri istismar ederek zulüm işleyen, insanlık değerlerini çiğneyen ve hukuku tanımayan yönetimlere yönelik olduğunu kaydeden Yılmaz, şöyle konuştu:
“İsrail yönetimi büyük bir kurnazlık içerisinde. İsrail hükümetinin ortaya koyduğu zulümleri kapatmak için çıkan en küçük sesi antisemitizm olarak nitelendirmesi de hiçbir şekilde geçerli değildir. Yahudileri dünyada zor durumda bırakan bir kişi varsa o da Netanyahu’nun bizzat kendisidir. Yaptığı zulümlerle, o zulümlere ortak olmak istemeyen Yahudiler dâhil herkesi zor durumda bırakan bizzat Netanyahu hükümetinin kendisidir. Bizim medeniyetimiz hiçbir zaman antisemitik olmamıştır, bundan sonra da olmayacaktır.”
İslamofobiye karşı ortak tutum çağrısı
İİT üyesi ülkeler ile diaspora kuruluşları arasında kurulacak sürekli iletişimin, İslamofobi karşısındaki dağınık tepkileri ortak bir tutuma dönüştürebileceğini belirten Yılmaz, bu iş birliğinin Müslüman toplumların hak arama mücadelesine daha güçlü bir zemin kazandıracağını söyledi.
Hedeflerinin Müslümanların kimliklerini ve inançlarını güven içerisinde yaşayabildiği, eşit vatandaşlık haklarından eksiksiz yararlandığı ve içinde bulundukları toplumların geleceğine özgüvenle katkı sunduğu bir düzenin güçlendirilmesi olduğunu dile getiren Yılmaz, forum kapsamında kabul edilmesi öngörülen Müslüman Diasporalar Deklarasyonu’nun ortak çalışmalara yol göstermesini temenni etti.
Deklarasyonun diasporaların haklarının korunması, İslamofobiyle mücadele, kamu hizmetlerine erişim ile ekonomik ve toplumsal kapasitenin güçlendirilmesi gibi alanları kapsaması öngörülüyor.
Ersoy: “Müslüman diasporalar kritik bir role sahip”
Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy da dünyanın farklı coğrafyalarındaki Müslüman diasporaların ortak değerleri ve kültürel bağları çevresinde bir araya gelmeleri hâlinde küresel ölçekte önemli bir “yumuşak güç” potansiyeli ortaya çıkarabileceklerini söyledi.
Diaspora kavramının geçmişle bugünü, bugünle geleceği buluşturan belirleyici bir ilişkiler ağı oluşturduğunu dile getiren Ersoy, farklı ülkelerde yaşayan milyonlarca Müslümanın kültürel ve tarihî köklerini yaşatırken bulundukları toplumların değerleriyle de etkileşim içerisinde olduğunu belirtti.
Müslüman diasporaların yaşadıkları ülkelerin yalnızca ekonomik kalkınmasına değil; bilimden sanata, girişimcilikten kamu hizmetlerine kadar hayatın her alanına katkıda bulunduğunu kaydeden Ersoy, bu büyük insan kaynağının ortak değerler doğrultusunda harekete geçirilmesi gerektiğini ifade etti.
“Gazze, birlikte hareket etmenin önemini hatırlatıyor”
Gazze’de yaşananları insanlığın ortak vicdanını ve adalet duygusunu sınayan büyük bir imtihan olarak nitelendiren Ersoy, Müslüman diasporaların Filistin mücadelesinin dünyaya anlatılmasında kritik rol üstlendiğini söyledi.
Gazze’nin, İslam ülkeleri ile diasporaların kültür, dil, üretim ve tüketim başta olmak üzere hayatın her alanında birbirlerini daha yakından tanımaları ve birlikte hareket etme kabiliyeti kazanmaları bakımından önemli bir hatırlatıcı olduğunu dile getiren Ersoy, şu ifadeleri kullandı:
“Gazze’de yaşanan emsalsiz acıları konuştuğumuz bir dönemde aynı zamanda ısrarla kültürden, dilden, üretim ve tüketimden de söz ediyor oluşumuz bir tesadüf değildir.”
“İslamofobiye karşı en güçlü araçlardan biri dil ve kültürdür”
İslamiyet’in yalnızca manevi ve kişisel bir yolculuk olmadığını belirten Ersoy; medeniyet, bilim, sanat, edebiyat, mimari, müzik, felsefe ve şehir kültürüne yapılan büyük katkıların da kaynağı olduğunu söyledi.
İslamofobiye karşı kullanılabilecek en güçlü araçlardan birinin dil ve kültür olduğunu vurgulayan Ersoy, bu iki unsurun zamanın ruhuna uygun biçimde yeniden ele alınması gerektiğini kaydetti.
Ersoy, Müslüman ülkeler ile diasporaların sanattan bilime, siyasetten iş dünyasına kadar her alanda birbirlerinden güç alabilecekleri; ortak aklı ve dayanışmayı büyütecek güçlü bir ekosistem kurmalarının önem taşıdığını belirtti.
Özellikle genç kuşaklara kendi isimlerini ve hikâyelerini dünyaya duyurabilecekleri çağa uygun, güvenilir imkânlar sunulması gerektiğini ifade eden Ersoy, sözlerini şöyle tamamladı:
“Tüm bu altını çizmeye gayret ettiğim konularda artık yapmamız gereken; bilgiyi, tecrübeyi ve insan kaynağını birleştirmektir.”
Kaynak: İhlas Haber Ajansı (İHA) / Muhabirler: Muhammed Musab Gümüşer, Tolga Başer, Fazlı Çolak
YORUM YAP